Anadolu Bacıları - Bâciyân-ı Rum


Gülçin Şenel

Gülçin Şenel

31 Mart 2016, 17:01

    Âşık Paşazâde, “Târih-i Âli Osman” isimli eserinde Anadolu Selçukluları devrinde Türkmenler’in sosyal teşkilatlarını, (bugünkü anlamıyla sivil toplum kuruluşları denilebilir), “Gaziyân-ı Rûm”-Anadolu Gazileri; “Ahiyân-ı Rûm”-Anadolu Ahileri, “Abdalân-ı Rûm”-Anadolu Abdalları ve “Bâciyân-ı Rûm” -Anadolu Bacıları şeklinde dört zümrede hülasa eder.
Bacıyan-ı Rum, Türkmen kadınların kurduğu ve Ahilik Teşkiatı’nın bir kolu olarak faaliyet gösteren, ilk kadın teşkilatlarından biri sayılabilir. Bu anlamda dünyada da ilktir bu teşkilat. Bunu o dönemi araştıran her tarihçinin de kabul etmesi gerekir. Nitekim, Âşık Paşazâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” diye adlandırdığı bu teşkilat ile ilgili Alman Türkolog-tarihçi Franz Taeschner ilginç iddialarda bulunmuştur. (*) Franz Taeschner, o devirde kadınların bir teşkilât kurmuş olmalarını mümkün görmemiş, bunun bir tashih hatası sonucu Âşık Paşazade tarafından ortaya atılmış olduğunu iddia etmiştir. Ona göre “Hâcıyân-ı Rûm”-Anadolu Hacıları veya “Bahşıyân-ı Rûm”-Anadolu Sihirbazları veya Ruhanîleri tabirleri bir hata sonucu “Bâcıyân-ı Rûm” olarak yazılmış olabilir. (**)
Prof. Dr. Mikail Bayram’ın aktardığına göre, ilk defa Fuad Köprülü, Âşık Paşazâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” diye adlandırdığı zümre hakkında verdiği bilgileri Bektaşî rivayetlerle ve başka kaynaklarla da teyid ederek F. Taeschner’in öne sürdüğü iddiaların geçerli olamayacağını ve gerçekten Anadolu Selçukluları devrinde ve Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde Türkmen kadınların mensup oldukları bir teşkilâtın mevcudiyetine dikkatleri çekmiştir. Mikail Bayram, Fuad Köprülü’den sonra kimsenin bu teşkilat hakkında araştırma yapmadığına işaret eder. Kendisi yaptığı araştırmalarda da, bu teşkilat hakkında oldukça geniş kaynaklara ulaşarak bu teşkilatın yapısı ve işleyişine dair oldukça geniş bilgiler ihtiva eden çalışmalarını kitaplaştırmış. Şöyle diyor:
- “Bacılar Teşkilâtının mahiyetine ve faaliyetlerine dair en ilginç bilgiyi de Menâkıb-ı Evhadü’d-din-i Kirmânî’de bulduğumuzu burada belirtelim. Durum öyle gösteriyor ki, Anadolu Selçukluları zamanında bu hanımlar arası teşkilât “Fakiregân” diye de anılıyordu. Fakat bu teşkilâta mensup olan genç kız ve kadınlar birbirine “Bacı” diye hitap ettikleri için bu kadın ve kızların meydana getirdikleri teşkilâta daha yaygın olarak “Bâciyân” (Bacılar) dendiği anlaşılmaktadır. Şimdiki bilgilerimizle bu tabiri ilk olarak kullanan da Âşık Paşazade’dir. (…)
Osmanlı kronikleri Osmanlı Devleti’nin zuhuru sırasında Türkmen kadınların da uç bölgelerde faaliyet gösterdiklerinden söz ederler. Fakat Anadolu’daki Türkmen kadınların faaliyetleriyle ilgili olarak en fazla bilgi veren yazar, Fuad Köprülü’nün de belirttiği gibi Mağribli bir seyyah olan İbn Battuta’dır. XIV. asır ortalarında yani Orhan Gazi zamanında Anadolu’nun birçok yöresinde Türkmenler arasında bulunmuş ve Türkmen hanımların çeşitli faaliyetlerine şahid olmuştur. Keza Niğdeli Kadı Ahmed 1340 yılında tamamladığı “el-Veledü’ş-Şefik” adlı eserinde, Niğde dolaylarında Taptuklu Türkmen dervişlerin hanımlarının faaliyetlerine işarette bulunmuştur.”
Evhaüddin Kirmani’nin kızı Fatma Bacı, Ahi Teşkiatı’nın kurucusu Ahi Evran’ın eşidir. Bacıyan-ı Rum teşkilatının lideri olarak gösterilen Fatma Bacı hakkında kaynaklarda pek çok bilgi bulunmaktadır. Bu anlamda Bacıyan-ı Rum teşkilatı, Ahi Teşkilatı’nın bir alt teşkilatı gibidir. Ahilik teşkilatı, bilindiği üzere, üç alanda eğitim vermektedir: Kültürel eğitim, meslekî eğitim, askerî eğitim. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Bacıyani Rum teşkilatı, özellikle savaşlarda kendini göstermektedir. Moğol istilasına direnen Türkmen boyları içinde Anadolu’da yaygınlaşan teşkilatın, askerî anlamda gücü tartışılmaz bir durumdaydı. Yani Ahilik teşkilatı sadece iktisadî bir kurum değil, aynı zamanda iyi bir eğitim almış, askerî gücü olan bir kurumdu. Bacıyan-ı Rum teşkilatı da hiç şüphesiz, Ahilerin almış olduğu bütün eğitim devrelerine talib olmuş, lakin en çok savaş ve çatışmalarda kendilerini göstermişlerdir.
Kısaca, Bacıyan-ı Rum teşkilatında, öncelikle üyelere yamak, çırak, kalfa ve usta sıralaması doğrultusunda sıkı bir meslekî uygulamalı eğitim veriliyordu. Meslekî eğitimin yanında zaviyelerde dinî, ahlâkî ve güncel hayatla ilgili eğitimler çok sıkı bir disiplinle veriliyordu. Binicilik, atıcılık gibi eğitimler de verilerek askerî olarak da hazırlanıyorlardı. Nitekim Kayseri’nin savunması sırasında Moğollara karşı mücadelede yer almışlardır. Ahiyan-ı Rum teşkilatının düsturu, “Eline, diline, beline sahip ol” iken, Bacıyan-ı Rum ise “işine, aşına, eşine sahip ol” düsturuna bağlıydı.
Fatma Bacı’nın hayatı, Moğollar’ın Kayseri’yi işgal etmesi ve esir düşmesi sonucu, çok zorluklarla geçti. Fatma Bacı 1260’lı yıllarda serbest kalarak Anadolu’ya dönebildi. Fakat eşi Ahi Evran bir Türkmen ayaklanması sırasında emir Nurettin Caca Bey tarafından katlettirildi. Hayatını Sulucakarahöyük (bugünkü Hacıbektaş ilçesi) çevresinde tamamlamış 1275 yılında vefat etmiştir. Fatma Bacı isminin yanında Kadıncık Ana, Kadın Ana gibi isimlerle de anılmıştır.
Tarihin ilk kadın örgütünü Müslüman bir kadının kurması fikri, sadece yabancı tarihçileri değil Türk tarihçileri de şaşırtan bir durumdur. İslâm kadınlarının hayatın içinde bu şekilde aktif yer alması fikri, o zamanki Batılı hayat tarzı düşünüldüğünde –ki çocuklarının üzerinde söz hakkı bile olmayan İngiliz kadınlarını düşünün- sıra dışı bir durumdur.
O zamandan günümüze türlü çeşit çekincelerle, kadının toplumdaki yerini bir türlü tayin edemeyen “İslamcılar”ın, Fatma Bacı örneğinden alacağı çok ders olmalı. Üstad Necib Fazıl; “İslâm inkılabının kadınlarından yüzde yüz İslâmî çerçeve içinde ve bilhassa kendi cinsini yetiştiricilik vazifesiyle muallim, doktor, hasta bakıcı, muharrir, sanatçı, âlim, kâşif çıkacak ve bilhassa fahişe çıkmayacak, bar artisti çıkmayacak, sarhoş şarkıcı çıkmayacak, göbek atıcı çıkmayacak ve nihayet başıboş işçi ve memur yaftası altında cinsiyetini azmanlığa götürmüş pis ve yırtık nevilerinden hiçbiri çıkmayacaktır.” derken, işte bugünün haritasını çiziyordu. “Cinsiyetini azmanlığa götürmüş”lerin ortada arz-ı endam etmesinin sebebi, işte bu “hayat boşluk kabul edilmez” tabirinin içindedir kanaatimizce…
* Franz Taeschner Osmanlı tarihi ve kültürü üzerine yaptığı çalışmalar ile ün kazanmıştır. Bütün eserleri Türkçe’ye tercüme edilmiştir. (1888-1967)
** Prof. Dr. Mikail Bayram, Fatma Ana ve Bacıyan-ı Rum, Nüve Yay., İstanbul 2007
 
Baran Dergisi 481. Sayı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.