Kimileri Baudelaire’i Edgar Allan Poe taklitçisi diye tenkit eder. Baudelaire, Poe’yu, “kardeş ruh” diye tarif eder ve kardeşler arasında benzerlikler bulunması da tabiî bir şeydir. İki edibin şiirlerindeki ahenk bazen birbirini hatırlatsa da: Poe’nun hikâyeleri şiirlerinden daha kuvvetlidir. Baudelaire’in şiiri ise başka bir seviyededir. Bazıları bayağılaşıyor ve Baudelaire’in Poe’dan intihal yaptığını da söylüyor… Şair T.S. Eliot da “Çorak Ülke” isimli şiirini yayınladıktan sonra benzer bir ithamla karşılaşmıştı. Eliot’ı hırsızlıkla suçlayanlara şairin cevabı şuydu: “Toy şairler taklit eder, olgun şairler çalar; kötü şairler aldıklarını bozar, iyi şairlerse güzelleştirir!”

Öyle ya, şiir de bir yönüyle, güzelleştirme kaygısıyla icra edilen sanattır.

Baudelaire’in çocukluk ve gençlik yıllarına gidelim. Bu dönem, şiirinde etkili olmuştur çünkü.

Altı yaşında (1827) yetim kalan Baudelaire’in annesi gençti, güzeldi de. Bir yüzbaşıyla (Jacques Aupick) hayatını devam ettirme kararı alınca, oğlu o eski sokulgan ana düşkünü çocuk değildi artık. Bir acayip oğlan, Lyon’da bir koleje yatılı olarak verildi. Lisede şiir yazmaya başladı. Lyon’daki melankolik dönemini “Balkon” şiirine yansıttı:

Hâtıralar annesi, sevgililer sultanı

Ey beni şâdeden yâr, ey tapındığım kadın.

Ocak başında seviştiğimiz o zamanı,

O cânım akşamları elbette hatırlarsın.

Hâtıralar annesi, sevgililer sultanı.

O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!

Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen

Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!

Ne söylediysek çoğu ölmeyecek şeylerden!

O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!

Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!

Kâinat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar!

Üstüne eğilirken ey aşkımın pınarı,

Sanırdım ciğerimde kanının kokusu var.

Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!

Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.

Seçerdim o karanlıkta gözbebeklerini

Mestolur, mahvolurdum nefesini içtikçe

Bulmuştu ayakların ellerimde yerini.

Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.

Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;

Yeniden yaşadığım, dizlerinin dibinde

O "mestinâz" güzelliğini boştur aramak,

Sevgili vücudundan kalbinden başka yerde,

Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;

O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler,

Dipsiz bir uçurumdan tekrar doğacak mıdır?

Nasıl yükselirse göğe taptaze güneşler.

Güneşler ki en derin denizlerde yıkanır.

O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler

1838’de ailesiyle Pirenelere yolculuk yaptı, ilk şiir denemelerini de burada yaptı. Liseden atıldı ve eğitimine dışarıdan devam etti.

Yakışıklı Baudelaire bohem bir gençti, Paris’in en izbe yerlerinde, fahişelerle vakit geçirdi. Sonunu getirecek musibet de bundan oldu. Aslında annesi defalarca Baudelaire’i dizginlemeye çalışmış, birikmiş borçlarını ödemiş; hayat, evladı için cehennem olduğunda ona el uzatmıştı ama ne fayda... Baudelaire, kızgın güneş altında yanarken, “en güzel çiçekleri” koparmaya çalışıp durdu…

Bohem genç birden fazla kadınla münasebet hâlinde oldu. Hem Marie isimli genç bir aktrisle, hem de bir bankerin metresi Sabatier ile ilişki kurdu. Gariptir ki, Baudelaire’in ikisine de âşık olduğu söylenir.

Genç Baudelraire, Marie’ye yolladığı mektupların –uzun yakarışlar- üzerinde küçük değişiklikler yaparak Madam Sabatier’e de gönderiyor, Sabatier ise derin, samimi hislerle kaplı bu tılsımlı mektupların, şiirlerin Baudelaire’den geldiğini bilmiyordu. “İlahî ve ümitsiz aşk...” notuyla yollanan imzasız mektuplar beş yıl boyunca sürdü.

Şair, Sabatier’in karşısına çıkmak zorunda kalınca, tuhaf bir aşk doğdu. Bu çarpık ilişkiler Baudelaire’in gelgitlerinin şiddetlenmesine sebep oldu, “Elem Çiçekleri”nin yapı taşlarını oluşturdu.

Eserinin ilk baskısı (1857) temel olarak 5 kısma ayrıldı:

Spleen et Idéal (Melankoli ve Mükemmeliyet)

Fleurs du mal (Kötülük Çiçekleri)

Révolte (İsyan)

Le Vin (Şarap)

La Mort (Ölüm)

Eser çıktıktan sonra Fransa’da içtimai değerleri aşağıladığı gerekçesiyle Baudelaire’e para cezası verildi. “Mahkum Edilmiş Bir Kitaba Önsöz” şiiri bu vaziyete karşı başkaldırıdır:

Çobansı ve rahat, büyüklenişi

Bilmeyen iyicil okuyucu, sen,

Bu rezil kitabı fırlat elinden,

İç karartıcı ve sefahat işi.

Meşk edemedinse parlak deyişi

Şeytan’dan, o büyük, baş düzmeciden,

At! Sana hiçbir şey getiremem ben,

Sanırsın beni bir isterik kişi.

Ama gözün, kaptırmadan kendini,

Uçurumlara dalmayı bilirse,

Oku beni, öğren sevmeyi beni;

Sen hep çile çeken meraklı kimse,

Cennetini arayıp duran daha,

Bana acı!.. Yoksa lanetlerim ha!

Yirmili yaşlarında felsefe ve din üzerine düşüncelere daldı. Yine bu yaşlarda, üvey oğlunun başıbozukluklarından endişelenen albay onu Hindistan’a yolladı. Baudelaire, Maurice adasında inip, ardından Bourbon adasına gitti; bir aile dostlarının yanında misafir oldu. Burada Albatros’u doğurdu. Albatros, belki de onun istidadına mukabil yaşadığı hayatı resmeden kuştur.

Sık sık, eğlenmek için, acımasız tayfalar


Yakalar kanadından bu deniz kuşlarını,


Ürkütücü sularda gemileri izleyen

Yolcuların yıllardır dost arkadaşlarını.

Gökten inen tasasız, bu utangaç krallar

Güvertelerin üstüne kondukları zaman


Geniş kanatlarını sofuca bırakırlar,


Yorgun kürekler gibi, sular üstünde kayan.

Sen ey kanatlı yolcu, bir zaman ne güzeldin!

Bak gaganı dürtüyor hoyrat tayfanın biri,


Ya öteki, bilir mi bu hale nasıl geldin,


Topallayıp öykünüyor uçtuğun günleri.

Ozan, ey bulutlardan toprağa sürgün ece,

Oklara göğüs geren, dostu fırtınaların,


Yuhlarlar yeryüzünde, seni de, gündüz gece


Uçmana engel olur, ağır dev kanatların.

Bu yolculuğu esnasında yazdığı “Kreyolu Bir Kadına” (A une Dame créole) şiirinin ilhamını, ev sahibinden almıştır. O hoş günlerin hatıralarına “İnsan ve Deniz”, “Alıp Götüren Koku”, “Moesta et Errabunda” ve “Yolculuk” şiirlerini yazdı.

1842 yılında, tiyatro oyuncusu Jeanne Duval ile karşılaşmasından sonra ise “Elem Çiçekleri” artık vücut bulmaya başlamıştı. O da hayran olduğu ayrı bir kadındı…

9 Nisan 1842’de babasından kalan 100 bin franklık mirası almaya hak kazandı şair. Saint-Lois’ye yerleşti, bohemliğin raddesi giderek arttı. Aynı senenin temmuz ayında annesi, onun bu hayatından endişe ettiğinden ötürü mahkemeye başvurdu ve şairin “hacir” (kısıtlama) altına alınmasını talep etti. Baudelaire davayı kaybetti ve annesine lanetler okudu.

1855’de “Elem Çiçekleri-Les Fleurs du Mal” ismi altında, “Reuve des deux Mondes” isimli dergide 18 şiir neşretti. Elem Çiçekleri bugünkü hâline gelmeden evvel böyleydi. Tefrika…

Modern şiirin ilk büyük eseri sayılan, “Les Fleurs du Mal-Elem Çiçekleri”, kitap olarak ilk defa, naşir Poulet-Malassis tarafından 25 Haziran 1857’de Paris’te bin 300 adet olarak piyasaya sürüldü.


Baudelaire lanet ettiği annesinden para almaya da devam etti bu süreçte. Sonu gelmez “rezillikler” de öyle…

Sonra “Bir Leş” oldu Baudelaire:

Ruhum, anımsa gördüğümüz şeyi, güneş

İçindeki günde, erken:

Çakıldan yatağında öğürtücü bir leş

Bir patikayı dönerken,

Bacaklarını dikmiş bir kadınca, azgın,

Ateşli, zehir dökerek,

Açıyordu buğular kaynaşan bir karın

Öyle edepsizce, gevşek.

Güneş parlıyordu pişirip kotarmaya

Üstünde bu çürüntünün,

Geri verebilmek için büyük Doğa’ya

Çattığından yüz kat üstün;

Ve gök bakıyordu bu yaman iskeletin

Açmasına çiçek gibi.

Bayıldım sanırdınız, çimenlikte etin

Kokusu bir keskindi ki.

Kokmuş karında vızır vızırdı sinekler,

Ordan tabur tabur kara

Kurt akıyordu, bir yoğun sıvıya benzer

Bu paçavralara,

Her şey dalga gibi alçalıp yükselirken,

Atılırken çıtırtılarla,

Gizli bir soluktan şişmiş yaşıyordu ten

Sanki çoğala çoğala.

Bir garip müzikle yansıyordu bu dünyaya

Yel gibi, akarsu gibi,

Tohum gibi, harmancının hoş bir uyumla

Kalburunda çevirdiği.

Biçimler silinip düşe dönüyordu tam,

Beliren bir taslak vardı

Unutulmuş tuvale üstünde, sanki ressam

Belleğinden tamamlardı.

Kaygılı bir köpek, kayalar ötesinden

Kızgın bizi gözlerdi de

Kollardı koparacağı ânı yeniden

Kalan parçayı geride.

-Siz de bu pisliğin olursunuz bir eşi,

Bu kokuşmuşların, iğrenç,

Gözlerimin yıldızı, ömrümün güneşi,

Siz meleğim, tutkum, er geç!

Öyle olursunuz, çok incelikli ece,

Tamamlanıp son duanız

Kemikler içinde çürümeye gelince

Çayır, ot altında, yalnız.

Sizi Öper gibi yiyen kurtçuğa, canım!

O zaman şunu söyleyin:

Tanrısal özünü, biçimini sakladım

Dağılan sevgilerimin!

Aylık Baran Dergisi 18. Sayı, Ağustos 2023