Güzellik, ruhun vatanıdır. Ruh, güzeli gördüğünde sükûnet bulur, onda kendine döner, kendini izler. Çirkin ise, nefsin besinidir, insanın kendi özünden uzaklaştıkça yaklaştığı bir karanlık odasıdır. Fakat ikisi de birbirinin binek taşıdır. Güzeli çirkinle anlıyor, çirkinden güzel sayesinde uzaklaşıyoruz.

İnsan, yaratılışından beri güzeli seçmeye meyyaldir. Çünkü güzellik, ruhun vatanıdır. Ruh, güzeli gördüğünde sükûnet bulur, onda kendine döner, kendini izler. Çirkin ise, nefsin besinidir, insanın kendi özünden uzaklaştıkça yaklaştığı bir karanlık odasıdır. Fakat ikisi de birbirinin binek taşıdır. Güzeli çirkinle anlıyor, çirkinden güzel sayesinde uzaklaşıyoruz.

Bu sebepten güzellik, sadece gözle görülmez; hissedilir, sezilir, yaşanır. Çirkinlik de böyledir. Güzeli ruh besler, çirkini nefs. Ruh, güzellikte sükûnet bulur. Nefs, çirkinlikte arzularını diri tutar. Güzellik ruha yükseliş sağlar, çirkinlik insanı aşağıya çeker. Bir bakıma, insanın güzellik karşısındaki tavrı onun varlıkla kurduğu bağın aynası olur. Ona tutunur ve çirkinlikten uzaklaşır. Çirkinliğin şaşaasına, sahte ihtişamına kanmaz.

İşte bir gece vakti...

Sessizlik içinde, insanın kalbine benzeyen karanlık bir odada ruh ve nefs karşı karşıya gelirler.

İkisi de kendi hakikatini savunmaya; biri bizzat insanın meyli olan güzelliği, diğeri yine aynı insanın meylettiği çirkinliği konuşmaya karar verirler.

Ve bir diyalog başlar:

Nefs:
Ben güzeli de çirkini de görmek isterim.
Güzelden zevk alıyorum. Ama çirkin de hoşuma gidiyor. Ne olduğunu merak ediyorum. Güzel bu kadar dikkatimi çekmiyor aslında.
Çirkinde beni cezbeden bir şey var.
Mesela çirkin görüntüler beni bazen tiksindirse de yine görmek istiyorum. Çünkü doyamıyorum.

Ruh:
Çirkine bu kadar düşkünlüğün, güzeli bilmemenden geliyor.
Sen çirkinde ısrar ettikçe, güzeli tanımaya kapalı kalıyorsun.
Çünkü onun yakıcılığını hissetmedin, utandıran tarafına temas etmedin.
Çirkini merak etmen, bizzat çirkini kendinde taşımandan.
Sana cazip gelen şey onda değil, sende gizli.
Tiksinmen ise benden kaynaklanıyor.
Seni sürekli rahatsız ediyorum, çünkü seni güzele taşımak için çırpınıyorum.

Nefs:
Sen güzeli bile bendeki çirkin sayesinde keşfetmedin mi?
Ben olmasam neyin kıymetli olduğunu anlayamazdın.
Benim karanlığım olmazsa senin ışığın da görünmezdi.

Ruh:
Güzel, bizzat benim.
Ben onu dışarıdan almam, içimden taşırırım.
Senin varlığın ise güzeli gölgeliyor.
Sen yalnızca örten, karartan ve dağıtansın.
Ve evet, bazen sende yansıyanı gördüm ama asla sana ait olmadı.
Çünkü sen bizzat çirkinsin.

Nefs:
Beni yok sayıyorsun!

Ruh:
Yok saymıyorum. Senin bizzat kendinden doğan eğilimini görüyorum.
İlahi uyarı arasındaki sınırın ayırt edilmesi için senin varlık sahanda olmam gerek.
Bu olmasa zaten ben de olamam.

Nefs:
Benim de bir hakikatim var, bunu görmezden gelemezsin.
Beni sadece hevesin, taşkınlığın, hoyratlığın adı gibi gösteriyorsun ama ben bundan ibaret değilim.
Can bende, hareket bende, “ben” deme duygusu bende.
İnsan, kendini hissettiği her yerde benim izimi taşır.
Öfkelendiğinde, sevdiğinde, zevk aldığında, düşündüğünde, baktığında; bütün bu dalgalanmalar benim sahama ait.
Ben çekildiğim anda insan donuklaşır, silikleşir. Ne sevinci gerçek olur ne de acısı.
Sen hep kendini merkeze alıyor, “her şey ruhta” diyorsun ama benim varlığımı hesaba katmadan bunu söylemen mümkün değil.
Ben olmasam sen kime hükmedeceksin, kimi tartacak, kimi yönlendireceksin?
İmtihanın zemini benim.

Ruh:
Hakikat payını inkâr etmiyorum.
Elbette hakikatin var fakat bunu da ben kuşatıyorum.
Sendeki ben’i ancak bendeki şuurla fark eder insan.
Sen sadece benim emrimde olduğun sürece hakikatin var.
Zaten sen olmadan insandan da söz edemeyiz.
Sen, benlik duygusunun o ilk kıvılcımısın. Sahiplenmenin, cesaretin, meylin taşıyıcısısın. Fakat bu kıvılcım nereye düşecek, hangi ateşi yakacak, bunu tayin eden benim.
Sen kendi hâline bırakıldığında benmerkezcilik, ölçüsüz arzu, hoyrat öfke, doymayan iştiha olarak ortaya çıkıyorsun.
Aynı kuvvet, benim emrimdeyken vicdana, fedakârlığa, güzelliğe ve şahsiyete dönüşüyor.
İşte bu yüzden “her şey ruhta” ve senin varlığın yok sayılmıyor. Sadece ölçünün bende olduğunu hatırlatıyorum.
Sen ham madensin, ben o madenin işleneceği terazi, form ve istikametim.
Yönünü ben tayin etmediğimde, sen hem kendini yakıyorsun hem etrafı.

Nefs:
Peki o zaman neden hep bana yükleniliyor?
“Benlik madenim her an törpülenmekten bitti” denildiğinde, hedef alınan benim sert tarafım. Sürekli bir “nefs muhasebesi”nden söz ediyorsunuz.
Madem bu kadar lüzumluyum, niçin bende bıraktığınız hiçbir şeyden hoşnut değilsiniz?
Varlığıma inanıyorsun sonra da her duyguyu benden çekip almak istiyorsun.
Öfke olmasa, zulme nasıl başkaldırılacak?
Arzu olmasa, nasıl koşulacak, nasıl üretilecek?
Benim sertliğim kırıldıkça insanın dişleri sökülmüş gibi oluyor. Her şey yumuşuyor, silikleşiyor.
Ben, yok edilmek için mi var edildim, yoksa hep şüpheyle bakılacak bir şüpheli miyim senin gözünde?

Ruh:
Senin benlik madenini törpülemezsem, ben yok olurum.
Törpülersem, seni işlerim ve şekil veririm.
Seni körleştiren fazlalıkları almaya memurum.
Nefs muhasebesi, senin sahana giren her hissin kaynağını, yönünü ve nihayetini sorgulamak demektir. Benim varlığım senin öfkeni de arzunu da sınırlıyor. Doğru yere yönlendiriyor.
Seni kendi başına bırakırsam öfken de arzun da hep kendin için olacak. Yoksa zulme başkaldıran da benim.

Nefs:
Seni anlamakta zorluk çekiyorum. Ama beni yok edemeyeceğine de şüphem yok.

Ruh:
Seni tanıyorum ve sensiz ben de anlaşılmam.
Senin hakikatini insan bende bulacak, benim de hayatta karşılığımı sende gösterecek.
Benim görevim güzeli gizleyerek sunmak, çirkini de örtmek.

Nefs:
Madem bu kadar çirkinim…
O hâlde neden herkes bana tutuluyor?
Neden herkes beni arzuluyor, peşimden sürükleniyor?

Ruh:
Çünkü sen, çirkini güzel maskesiyle örten bir hilesin.
Yalanı cilalayıp sunuyorsun, gerçeği karartıp gizliyorsun.
Sanattan bakacak olursak, sen her şeyin taşmasını istersin.
Tüm güzelliğin faş edilmesini.
Böylece geriye hiçbir şey bırakmamaya çalışıyorsun.

Nefs:
Bir tabloya baktığımda tüm renkleri, tüm çizgileri görmek isterim.
Hiçbir şey eksik kalmasın, her detay görünür olsun.
Güzelliği örtmek, onu yarım bırakmak değil mi?

Ruh:
Hayır, güzellik tam görünmez olduğunda derinleşir.
Göz, her şeyi aynı anda görebildiğinde doyar ama kalp, gizli olana yönelir.
Güzelliğin kıymeti, kendini hemen teslim etmemesinde saklıdır.
Ne kadar görünürse o kadar çabuk tüketilir.
O yüzden güzelin sırrı, gizli olmasındadır. Güzel bir bakıma şiirdir.

Nefs:
Güzelliği herkesin önüne koymaktan niye çekinelim?
İnsan görmek ister.

Ruh:
Sen güzelliği bu şekilde harcıyorsun.
Ben ise güzelliği harcamadan sezdirmenin yollarına bakıyorum.
Bir sessizlik, bir gölge, bir kıvrım bile yeter onu hissetmeye.
Onu teşhir ettiğinde ise büyüsünü kaybeder.

Nefs:
Sen, gösterinin içinde de yaşayabilirsin.
Ben bir sahnede çıplak bir gerçeği gördüğümde daha çok sarsılıyorum.
Çünkü her şey açık, dolaysız, dürüst.
Güzelliğin maskesi yok.

Ruh:
Evet bunda sarsılabilirsin.
Güzeli tüm çıplaklığıyla gördüğün yerde merak da, duygu da, his de kalmaz.
Orada anlamlandırmakta zorlanabileceğin kırıntılar bırakmalısın. Bunu da ben sağlarım.

Nefs:
O zaman senin güzelliğin bir sır gibi yaşanıyor; hiç ele geçirilemiyor.
Bu kadar uzak duran bir şeye nasıl hayran olunur ki?

Ruh:
Belki de güzellik zaten ele geçirilmemesi gereken tek şeydir.
Onun yaşaması, arada kalmasındadır.

Nefs:
Güzellik fazlasıyla süzülmüş, arıtılmış.
Bu benim hoşuma gitse de uzun süre onda kalamıyorum.
Ham ve kusurlu olanlar beni daha çok cezbediyor.

Ruh:
Bilakis kusursuz hiçbir şeyin olmadığını biliyorum fakat hepsinde de güzeli arıyorum.
Kırık bir vazoyu bile güzel görmek eğilimdeyim.
Onu tekrar şekillendirmek, estetik bir forma sokmak için çırpınıyorum.
Ham olanın seni etkilemesi, güzelliğin gölgesini fark etmemenden.
Ben, çirkinin içinde bile güzeli ararım. Çünkü her şeyde ilahi bir pay vardır.
Sen o payın azaldığı yeri seyrediyorsun, ben ise fark etmeden yine güzelliğe yöneliyorum.

Nefs:
Benim güzel olandan hoşlanmadığımı mı sanıyorsun?
Bilakis güzeli de severim.

Ruh:
Senin güzelden hoşlanman benim sayemdedir.
Ben ise çirkinde güzele giden basamağı kullanırım.
Çirkin benim güzeli görmem için araçtır. Onun kaynağına inerek güzelle tanışırım.
Aynı senin çirkine başvurman için güzeli kullanman gibi.

Nefs:
İkisini de bünyemde hissediyorum.

Ruh:
Tam tersine, güzellik insana en yakın olan şeydir.
Çünkü insanın içindeki öz, güzelliğe ait.
Sen çirkinde insana ait olanı arıyorsun ama bulduğun, insanın düşmüş hâli.
Güzellikse onun aslî hâlidir, eksiksiz, saf ve ilahi.
Senin bünyende güzeli görmeni de ben sağlıyorum.
Ben seni sürekli çirkinden tiksindiriyor, güzeli sevdiriyorum.

Aylık Baran Dergisi 49. Sayı Mart 2026