Cumhuriyetin kurulmasından beri modernleşme adı altında Batı'nın ahlâksızlığı, arsızlığı ve namussuzluğu milletimize dikte ediliyor. Varlığını İslâm düşmanlığından bulan Kemalist zihniyetin bugün toplumumuzu getirdiği hâl tam bir garabet. Batı'nın üçüncü sınıf kötü bir taklidi hâline getirilen toplumumuz ne kendi şahsiyetini tüttürebiliyor, ne de Batılı gibi bir hayat sürebiliyor. İnsan ve toplum meselelerin merkezinde yer alan aile müessesinin rejim tarafından getirildiği içler acısı hâl, cinnet hâli hepimizin mâlumu; ailenin temel kaidesi olan kadın ya geçim derdi ya da kariyer hevesiyle köleleştirilmiş, ekonomik olarak bankalarca esir edilmiş, pompalanan hayat tarzı ile uyuşmayan gelenekleri arasında sıkışmış, aslî vazifesi olan çocuk da bakıcıların insafına terk edilmiş bir aile yapısı ve bu aile yapısının toplumu sürükleyeceği yegâne istikâmet olan “cinnet”...

Durumun vahametini anlamak için son üç gün içerisinde gazetelerin üçüncü sayfa haberlerin de hangi hadiseler haberleşmiş şöyle bir göz atalım:

 Kocaeli'nin Gölcük İlçesi'ndeki bir ilkokulda sınıf öğretmenliği yapan 34 yaşındaki Seçil M.D., iddiaya göre 2 aylık erkek bebeğini evde tek başına bıraktıktan sonra 9 günlük bayram tatilini geçirmek üzere memleketi Adana'ya gitti. Tatil dönüşü, açlık ve susuzluktan ölen bebeğini hareketsiz olduğu gerekçesiyle Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi'ne getiren öğretmen D., doktorların durumu polise bildirmesi üzerine gözaltına alındı. Seçil M.D., sevk edildiği mahkeme tarafından tutuklandı. Ankara'nın Kazan ilçesinde 15 yıllık evli Biricik Sarıkaya sürekli tartıştığı, kendisine dayak attığı öne sürülen eşi Enser Sarıkaya'yı satırla boğazını keserek öldürdü. Eşini uyurken öldüren kadın, daha sonra balkonda intihar etti. Kütahya'da 13 yaşındaki İ.Y. adlı kıza cinsel tacizde bulunduğu öne sürülen ve taciz görüntüleri başka bir çocuk tarafından cep telefonuyla kayda alınan antrenör Mehmet Y., yargılandığı mahkemece 7.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Sezai S.’yi arayan S.S., artık görüşmek istemediğini söyleyip telefonu kapattı. Kız arkadaşının sözlerine sinirlenen Sezai S., aşırı derecede alkol aldıktan sonra eve gelip bağırmaya başladı. Komşularının gürültüden rahatsız olduğunu söyleyen S.S., Sezai S.’den susmasını istedi. Ancak Sezai S. bağırmaya devam etti. Sezai S.’nin "Sana neler yapacağım bak. Seni satacağım" demesine sinirlenen S.S., evden aldığı bıçakla Sezai S.’yi karnından bıçakladı. İddiaya göre, Emine Üzümcü, isimleri öğrenilemeyen çocuklarının tartıştığını görünce araya girerek engellemek istedi.
Öfkelenen 2 kardeş ise araya giren anneleri Emine’yi döverek kaçtı. Yaralanan Emine Üzümcü, çığlıklarını duyan komşularının çağırdığı ambulansla Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Bilinmeyen numarayı görünce kıskançlık krizine giren G.K., mutfaktan aldığı bıçakla eşini göğsünden yaraladı. Bu sırada evde bulunan Ekrem K.’nin babası, olayı 112 ve 155 ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine gelen sağlık ekipleri, Ekrem K.’yı yaptığı ilk müdahalenin ardından ambulansla Turgutlu Devlet Hastanesi’ne götürdürdü. Tedaviye alınan Ekrem K.’nin hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi.

*
Kemalist zihniyetin şekillendirdiği aile mefhumunun toplumumuzu getirdiği hâl bir nebze olsun anlaşılmıştır umarız. Kemalizme gelecek olursak, Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun ifâdesiyle “Kemalizm, insan ve toplum meselelerini kuşatıcı bir ideolocya manzumesi değil, sadece İslâm'a karşı ve İslâm'ı tahrib tavrının adıdır... Rejim de, bu rejim...” İşte bu rejimin bugün toplanan mahsulü de cinnet.

Rejim dedik ya, işte burada bir sıkıntı daha hasıl oluyor; hükümetler değişse de, zaman değişse de, anlayış değişse de Kemalist rejim yerinde durdukça diğer konularda olduğu gibi aile müesessesi için de kökten çözümler üretilemiyor. Tarım ve hayvancılıkla alâkalı izlenen politikalara benzer politikalar, Aile için de işletilmeye kalkılınca daha da acayib bir manzara ortaya çıkıyor. Cumhuriyetle beraber ithâl edilen Batıcılık'tan beri zaten hiçbir meselenin künhü, aslı ele alınmıyor, sürekli neticeleriyle boğuşulup duruluyor. Şimdi mevzuyu toparlamak gerekirse; dünya ve özelde memleketimiz bir rûhî buhran içinde. Allah’tan, peygamberden ve dinden uzak her toplumun yaşadığı bir buhran…  Dünya tarihi boyunca devre devre yaşanan ve her peygamberin gelişi ile düzene, ilâhî düzene giren toplumlar, tekrar zamanla (emirlerin unutulması ve kötü işlerde birbirini taklit ile beraber) kaosa ve düzensizliğe sürüklendiler. Bugün ise, bütün iyi bakiyelerin yanı sıra, kolayca tesir eden kötünün çığ misâli artan bakiyesi de akıl almaz, sınır tanımaz düzeylere ulaştı.

Doğu toplumlarının Batı karşısındaki zaâfiyetleri ile beraber bugün memleketimiz, Batı toplumlarının bütün pisliklerinin, alışkanlıklarının bir kopyası hâline geldi. Bu mevzuda Sadece Batı’yı suçlayarak işin içinden sıyrılamayacağımızın da altını çizmek istiyoruz; İslam üzere yaşamıyor, hareket etmiyor, düşünmüyor, düşünmek istemiyor ve sonrasında ise “toplum ne hâle geldi” diye şikâyet ediyoruz. Bir Müslüman olarak içinde bulunduğumuz zor şartlara (şeriat nizamında yahut şeriate dayalı bir nizamda yaşamıyoruz)rağmen hiçbir sosyal meselede ön plana çıkmıyor, hak aramıyor, hak gözetmiyor ve “hakkı tutup kaldırmak” nasıl olur diye çaba sarf etmiyoruz. Elbette iyi niyetliler ve gayretliler müstesna olmak kaydı ile toplumumuzun, memleketimizin manzarası budur maalesef.

İşte bu hercü merç içinde kaybolanlardan birisi de “Aile Müessesesi”dir; cinnet geçirip bütün ailesini kurşuna dizen babalar, anne-baba kesen çocuklardan tutalım çocuğunu bir çöp poşeti gibi sokağa atan “anne” lerden oluşan bir toplum içinde yaşamaya çalışıyoruz. Memleketimiz, ekonomik ve siyasi başta olmak üzere bir kriz içindedir. Batı endeksli hayat tarzlarının bize bulaştırdığı ve bizim de, televizyon karşısındaki pasif “izleyici” modunda kabul ettiğimiz her şey ailemizi, örfümüzü, dinimizi tahrip etti-etmektedir. Unutmadan ilâve etmekte fayda var; yanlışı işleyenler kadar men etmeyenlerde gelen umumî belâya muhatab olurlar. Bu durum toplum için geçerli olduğu gibi toplumun idarecileri için de kat ve kat fazlasıyla geçerlidir.

Bizim beklediğimiz inkılâbın yönlerinden birisi de AİLE... Üstad Necib Fazıl'ın toplum ve insan meselelerini kuşatıcı ideolocya hâlinde sunduğu “İdeolocya Örgüsü” eserinde “Beklediğimiz İnkılâbın Yönleri” bölümünün aile başlığında işaretlediği hususları siz okurlarımızla paylaşmak istiyoruz.

*

“· İslâm İnkılâbında aile, «zat-ül-hareke»liğini kazanıncaya kadar, yeni baştan maya tutturulacak ve her unsuriyle yeniden teşkil ve tesis edilecek bir mevzudur.· İslâm İnkılâbında aile, tıpkı bir makinenin iyi işleyip işlemediğini muayene eden bir mühendis gibi, uzaktan ve devlet gözüyle murakabe edilmesinden ibaret, «zat-ül-hareke»liğine kadar her ferdi ve her unsuriyle sımsıkı bir müdahale hedefidir. Büyük Doğu idealinin fideliğini teşkil edecek olan aileye maya tutturuncaya kadar ona musallat olmakta devam... 

Bu müdahalenin esaslarında, cemiyetin protoplazması olan muazzez aile mefhumunu korumak; babayı, anneyi, evlâdı, zevci, zevceyi ve bütün yakınlık kademelerini birbirine karşı her türlü ahlâkî emirler ve yasaklarla vazifelendirmek ve bu hususların yerine gelmesi için gereken aile ruhunu elifbesinden başlıyarak fasıl fasıl tedvin etmek işi vardır.

 Mukaddes gayenin eşya ve hadiseler nakşı içinde devlet dışarıdan ve aile içeriden yetiştirici olacaktır. İslâm inkılâbında, devlet tesisi olarak, müstakil bir aile zabıtası ve mecburî aile kursları, tohumun ağacı ve ağacın yemişi elde edilinceye kadar muvakkat teşkilâtın esas şubelerinden olacaktır. Çocuğun yetiştirilme metodu üzerinde devlet, anne ve babayla el ele, nihaî salâhiyet merkezi rolünü oynıyacak; anneyle babayı, adetâ mesul memurları gibi kullanacaktır. Teferruata girmeden sadece umumî prensiplerini çerçevelediğimiz bu noktalar, adetâ aileye istiklâl ve manevî tasarruf hakkı bırakmaz bir cendere mahiyetinde görünebilirse de, bütün cemiyet ve milletin ana çekirdeği olan ve her kötülük onun bozulmasından doğan aile mayasının kurtulabilmesi ve artık her şeyi kurtarıp koruyabilmesi için başka hiçbir çare yoktur.

İzdivaç müessesesi, en genç yaşlarda adetâ mecburiyet belirtecek şekilde devlet tarafından himaye edilecektir. İslâm inkılâbında, mektep vesair telkin ve terbiye vasıtalarından herbiri, mefkûrevî nizamına göre ayarlanacak ve yine cemiyette aileyi zaafa uğratan her faaliyet şubesi, mutlak olarak kökünden kazınacaktır. Cemiyetle aile arasında karşılıklı öyle bir ahenk doğacaktır ki, ferdin vazife ve iş zeminini yalnız cemiyet, zevk ve saadet bucağını da yalnız aile yuvası temsil edecektir. Bütün aileler için müşterek ve meşru zevk ve saadet müesseseleri cemiyeti taşıracak derecede bol olacaktır. Fakat buna mukabil cemiyetin, ferdleri aile kadrosu dışına cezbeden ve aileyi örseleyen her nevî fuhuş ve hafiflik müesseseleri kezzapla ve tâ köklerinden kurutulacaktır.

İslâm İnkılâbının, mimarîsini yerine getireceği cemiyette, aileye müteveccih suikastçı ve zıt vücutlardan, umumhane, meyhane, kumarhane, balo, bar ve hattâ kahvehaneye bile yer yoktur. Buna karşılık o türlü ve tamamiyle ulvî müşterek zevk ve şevk müesseseleri vardır ki, cihanın nazarında örnek buluşlar ifade edecektir.

Netice itibariyle, her ferdi devlet, tarafından, maddi ve manevî devlet tezgâhlarında yetiştirilecek olan bir cemiyette, aile ocağı büyük ye resmî devlet içinde küçük ve hususî birer devlet rüşeymi halinde, yumurtayla tavuk gibi herbiri öbüründen doğma ve herbiri her haliyle öbürünü besleyici ve koruyucu bir mâna belirtecek; bu mânanın bütün gerekli iç ve tedbir unsurlarına ve lâzimelerine malik olacak; ve bu mâna çerçevesi içinde nihaî masuniyet ve muhafaza müeyyideleriyle tahkim edilmiş bulunacaktır.”

  Baran Dergisi 354. Sayı