İnsanımızın ‘iman ve aksiyon’ dikkatini yakalama şansına kavuşmasının öncü mimarlarından birisi ve belki de en önemlisi Necip Fazıl Kısakürek’tir. “Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!” diyerek sistemin ruhumuzu kelepçelemek istediği bir dönemde iman hamlesini bir idrak aleviyle sokağa taşıyarak, “Haykırsam kollarımı, makas gibi açarak; / Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” uyarısıyla kirletilen ufkun güven vermeyen geleceğine dikkatimizi çekmiştir.

Bizim nesil, peşine hararetle düştüğü böyle bir dehayı anlayabildi mi? Pek sanmıyorum! Konferanslarına katılan insanların konuşmalarından sonra, ondan istedikleri şey, dinlediklerinin vecdini zayıflatan şiirleriydi. Çünkü şiirde şaire ait sözün büyüsü vardı, onun heyecanında kendi dilini buluyordu. Burada yeri gelmişken şunu düşünebiliriz: İnsan fıtratına getirdiği heyecanlarına teslim olma eğilimindedir. Şiir çoğunlukla buna kapı açar. Akıl idrakin harmanı olsa da insanlar çoğu zaman heyecan tuzağından kurtulamaz. Gençleri savaşlara sürükleyen ve cepheye koşturan da bu değil midir? Ancak, fikir için böyle bir zihni altyapı kucaklayıcı ve kurtarıcı olmalıdır. Necip Fazıl Kısakürek, bunun farkındaydı. Hangi şiirine bakarsanız bakın, mutlaka estetik kaygının ötesinde, öncelikle şiiri “Allah’ı aramak vasıtası” olarak görür. Bunun içindir ki, onun “Anladım işi, sanat, Allah’ı aramakmış, / Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış!” Yaklaşımı şiirde poetikasının temelini oluşturur.

Necip Fazilin Eserlerinde Hadis Kazim Albayrak Inceleme Ketebe Kzim Albayrak 3415 18 B

Şimdi böyle bir ihlâs temeli üzerine oturtulan Necip Fazıl’ın fikir dünyası yalnızca şiirden mi ibarettir? Elbette ki değil. Toplumun sosyal muhayyilesi şiire ilgi duysa da, onun 100’ün üzerindeki eserlerinin birkaçı hariç, (Çile, Esselam, Öfke ve Hiciv Şiirlerinin dışında) tamamına yakını nesirdir.

Necip Fazıl’ın muakkipleri, onu öncelikle ufuk açıcı şiirleriyle tanıyıp sevdiler. Bu bakımdan onun şiirleri yol haritasında önemli işaret taşları durumuna geldi. Ancak, kendini ülkesi insanını irşada adamış bir dava adamı, sadece bu yönüyle mi gündemimizde olacaktı? Elbette ki değil! Nihayet bu boşluk fark edildi ve ilk defa dersem abartmış olmayacağıma inanıyorum, bu büyük dava adamını kapsamlı bir şekilde ele alan bir eser elimize ulaştı: “Necip Fazıl’ın Eserlerinde Hadis, Hikmet, Estetik ve Toplum.” (Ketebe Yayınları; Haziran 2025-İstanbul) Kitabın yazarı Kâzım Albayrak’tır. Önce bu isim üzerinde durmak istiyorum: Sayın Albayrak, idealini hayaline teslim etmiş birisi değildir. Necip Fazıl gibi bir mütefekkirin o kuşatıcı ikliminde her babayiğit at oynatamazdı. Bunun içindir ki, onu yazma cesaretini gösteren çok az insan olmuştur. Çünkü onu okumak anlamaktan daha zordur. Bu zorluk; 100’ü aşan eserlerinin muhtevasından ileri geliyor olmalıdır.

Türkiye’nin siyasi zeminini ‘jakoben laiklik’ kültürü üzerine oturmak isteyen inkârcı bir zümrenin dayatmasına tek başına savaş açan bir dava adamı, sanıldığı kadar kolay ele alınıp irdelenecek birisi değildir. İşin zorluğu buradan kaynaklanmaktadır. Bunu kitabın arka kapaktaki tanıtım yazısında kendisi şöyle dile getirmektedir:

“Necip Fazıl, derin tefekkürü, kıvrak zekâsı vecd dilinden gelen sanat tavrıyla ilme de ilham veren önemli bir örnekliğe sahiptir. Bununla birlikte gerek genel anlamda edebiyat-hadis ilişkisi gerekse Necip Fazıl Kısakürek’in 100 cildi aşkı hacme sahip Büyük Doğu dikkat çekici yoğunlukta olan hadis kullanımı yeterince incelenmiş değildir.

Necip Fazıl, eserlerinde kullandığı 2.700’den fazla hadisi sadece nakletmekle kalmamış, onlardan günümüze çözüm çekirdekleri sunma gayretinde olmuş ve bu doğrultuda da kendine özgü, yeni bir vecd dili kurmuştur. Zira o, hadisleri geçmişin bir mirası olarak değil, bugünün sorunlarına ışık tutacak birer rehber olarak görmüştür. Bu yaklaşım, onun öncü bir mütefekkir olarak hadisleri nasıl özümseyip hayata geçirdiğine de misal olmuştur.

Necip Fazıl yeni bir millet profili yaratmada Batı’nın kirli ayak oyunlarına, çağdaşlık, ilericilik, devrimcilik gibi sloganlarla alet olanlara karşı kahramanca direnirken şöyle der:“Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes! / Ey kahpe rüzgâr; artık ne yandan esersen es!” Surda açılan bu gediğin üzerinde hala kara bulutlar dolaşmaya devam etmektedir. Türkiye siyaset engizisyonuna geçmişte çok ağır bedeller ödedi. Necip Fazıl bunun kurbanlarından birisidir. Bu bakımdan, eserleri, onun davasını omuzlayanlar için önemli bir yol haritasıdır. Bu eser, hadis merkezli bir çalışma gibi gözüküyor. Ki, üstadı dikkate alınmayan önemli bir manevi tarafını vermektedir. “Hikmet, Estetik ve Toplum” konusunda, bu eser ile uzman konumuna gelen Kâzım Albayrak’tan ikinci bir çalışma beklememiz gerektiğini düşünüyorum:

Şunu unutmamak lazım, toplum hafızasının ayrıntıları bu üç önemli dikkat noktalarının katmanları arasındadır. Necip Fazıl yeni bir medeniyet meşalesi yakarken, toplum hayatının ayrıntılarını dikkatten uzak tutmamıştır: Onun şiirden tiyatroya, romandan hatıraya, ilmi eserlerden biyografiye kadar kültürün her alanında eser verişinin ana sebebi hayatı bütün cephelerinde söz sahibi olduğunu göstermek ve işaret taşlarını belirlemek içindir. Sosyal hayatın dinamizmi ayrıntılarında gizlidir. Albayrak, bu eserindeki başarısından dolayı böyle bir yükümlülüğe talip olacak tek kişidir. Kendisinden beklediğimiz afakî değildir, başaracağına inandığım için hatırlatmak istiyorum.

Aylık Baran Dergisi 45. Sayı Kasım 2025