Gazzeli, Filistinli “bir şekilde” bu katliam günlerini kıracak, çelikten iradeleri ile mücadeleye, HER TÜRLÜ YOKLUK içinde devam edeceklerdir. Kassam Tugayları bugünün intikamını şiddetle alacak, İsrail iç politikasının kırılganlığı ile hedeflerine yürüyeceklerdir. Peki Türkiye?

Bugün İsrail ve ABD askerlerinin ortaklığında Gazze’de bir (Cebaliye) kamp neredeyse tamamıyla yerlebir edildi, yüzlerce şehit ve yaralı olduğu açıklandı.

Bugün Ak Parti hükümetinin bakanlar kurulu toplantısı vardı. Anadolu insanı bir anlamda toplantı sonrası yapılacak açıklamaya kitlendi.

Lakin dağ fare bile değil bit doğurdu!

Açıklamanın tesiri o kadar küçük ki, gözle görülemeyecek kadar minik!

Kınadı hükümet başkanı.

Savaş suçlusu olarak yargılatmak için gerekli çalışmaları yapıyoruz dedi.

İnsanlık suçudur dedi.

“Uluslararası ilişkilerde güçlü olmak için güçlü ekonomi gerekir” dedi ki, bunu en baştan söylese, bir eski alman generalinin savaşın bir cephesinden yenilerek çekilen komutana bunun sebebini sorması, komutanın da “pek çok tesir olmakla birlikte, birinci olarak mermimiz bitti, ikincisi..” cevabını keserek, “diğerlerine lüzum yok” cevabını anımsar, konuşmayı DİNLEMEZDİK bile!

Ekonomimiz zayıf, borç içindeyiz, alacaklılar haciz getirebilir dese hükümetin başı, bu anlaşılabilir. DEMİYOR işte!

Sorun da bu.

Hükümetin başı olarak size, arada onca devlet ve mesafe varken SAVAŞ İLAN ET diyen YOK.

Yapabilme imkanına sahip olduklarınızı yapın diyen ise ÇOK.

İsrail’i kovamadınız BİLE, kendileri gitti; gitmiş olmasına rağmen herhalde zevk alıyorlar, geçen hafta tekrar “gittiler!”

İsrail’e tüm gemi sevkiyatını, “enerji boru hatlarını” ARIZA veya HAVA MUHALEFETİ bahanesiyle üçer, dörder gün kesebilirdiniz, KESMEDİNİZ.

İsrail’e 7 Ekim’den sonra giden TC vatandaşlarını sıkı takibe alır, bahsettiğiniz “savaş suçu” sebebiyle yargılanacaklarını İLAN edebilirdiniz, YAPMADINIZ.

Tamamen insani yardım maksatlı gemi gönderebilirdiniz, GÖNDERMEDİNİZ.

Dışişleri bakanı Hakan Fidan hadiseden on dört gün sonra can havliyle TRT’de kendine program yapıp, vahşetin ve diplomasinin iki yüzlülüğünü “keşfetmenin” acısıyla çıktı konuştu, GARANTÖRLÜKden başka yolu yok dedi, bunu bile parasını cebimizden ödediğimiz yandaş basında, partinizde GÜNDEM YAPAMADINIZ!

Bırakın ekonominin zayıf olması sebebiyle hareket edememeyi, HERKES GÖRMÜŞTÜR ki PARTİ İÇİ ÇETELER de KARŞI garantörlük mevzuuna!

Bunun başka bir anlamı yok. Varsa, biri söylesin!

İç siyasi hadiseler dış siyaseti etkiler ama dış siyasi gelişmeler iç’i ÇOK FAZLA etkiler. Bu etkilerden birisi işte, “ekonomik zayıflık” vurgusuyla ortaya çıkıyor.

Fakat YENİ BİR DÜZENLEME dahi bu “etkilerden” biri ve en önemlisi olabilir.

Gazze meselesinde hükümetin ACİZ HALİ, sadece şikayet etmekle kalması, fakat Erdoğan’ın her an bambaşka bir tavır alabilmesi “riski” [Ayasofya gibi; üç gün önce ne demişti, sonra ne.], aslında Ankara labirentlerinde planlamaların yapılmaya başlanması için yeterlidir herhalde.

Gazzeli, Filistinli “bir şekilde” bu katliam günlerini kıracak, çelikten iradeleri ile mücadeleye, HER TÜRLÜ YOKLUK içinde devam edeceklerdir. Kassam Tugayları bugünün intikamını şiddetle alacak, İsrail iç politikasının kırılganlığı ile hedeflerine yürüyeceklerdir.

Peki Türkiye?

31 Mart 2024 seçimlerine daha çok var. O seçimde elbette bugünkü aciz tavırlar hatırlanacaktır fakat acaba buna gerek kalacak mıdır?

Anadolunun YÜZ ÇEVİRMESİNDEN çok kemalistlerden çekinen, sığınacağı tek limanın MİLLETİ olduğunu hala bilmeyenler, ne kadar aciz olsa da afedilmeyecek “vehimler” uyandıranlar, çekindikleri tarafından bir gece alaşağı edilme tehlikesini kendi elleriyle hazırladılar herhalde.

Göreceğiz.

Şayet böyle bir şey olursa, bu millet devleti yine sokaktan toplamayı bilir; kendi iradesini devletleştirmek için.

Bayrak Anadolu’da düştü; orada tekrar burcuna dikilecek ki Filistin de, Bosna da, Libya da kurtulsun.