“ Türk’ü Türk yapan İslam ahlakından ve değerlerin bütününden uzaklaştıran, Türkiye’ye uygun görülen   yönetim şekliyle, arzulanan değişimlerde başlangıçta başarı kazanan laik-Kemalist  yapının Avrupa tarafından her halükarda desteklenmesini isteyen yine Türkiye’nin bugünlerde  içinde bulunduğu hal itibariyle özüne dönme ihtimalinin giderek arttığını, Türk’ün esas kimliğine dönme tehlikesinin baş gösterdiğini ve bununla mücadele edilmesi gerektiğini  düşünen-savunan”  ve gerçek bir Hristiyan gibi düşündüğünden şüphe duyulmayan Anders Behring Breivik isimli katil, savunduğu değerlere dikkat çekmek için Norveç’te yaklaşık 76 kişi öldürerek büyük bir katliam gerçekleştirdi.
Breivik’in verdiği mesajlarda bahsettiği “dönüştürülmüş”  yani İslam düşmanlığı yapmakta ellerine geçen her fırsatı kullanan,kimliklerinde din haneleri “İslam” olarak sehven yazılmış tipler,yapılan katliamı Müslümanların üzerine yıkmaya çalıştıysa da işin renginin açığa çıkmasıyla işi Türklüğe hakarete dökmeye çalışarak yine tiynetlerinin gereğini yapmışlardır.Breivik isimli Hrıstiyan katilin; Türk’ü “Müslüman”  olarak kabul ettiği,Türk deyince aklına bir ırkın değil İslam’ın geldiğini saklamaya çalışanlar bunda da başarılı olamamışlardır.
Breivik’in desteklenmesini işaret ettiği Laik-Kemalist yapıyı savunmaya yemin etmiş, Kara,Deniz,Hava Kuvvetleri Komutanlarıyla Genelkurmay Başkanı ,Yüksek Askeri Şura toplantıları başlamadan ve henüz görev süreleri sona ermeden erken emeklilik isteyerek istifa ettiler.Bu istifalar laik-Kemalist yapının içine düştüğü acziyetin mi işaretleridir.Ya da daha sert mücadele isteyenlerin önünü açmanın bir formülümüdür,göreceğiz.İstifalar sonrası batıdan yapılan açıklamalar ve öncesinde yapılanlara baktığımızda laik kesimin Batının desteğini kaybettiğini kabul etsekte, mücadele sonrası kazanan kim ise Batının onun yanında yer alacağından da şüphe duymamaktayız.
Her kesimi örgütleme ve örgütlenme konusunda pratik deneyimleri olan Laik-Kemalist kesimin iktidarı kaybetmemek için mücadeleyi arttıracağı yine Batıda kendilerini destekleyen Hristiyan-Yahudi ittifakından da ciddi destekler alacağı şüphesizdir.Bu bakımdan her şeyden  sorumlu tuttukları kişi-kişilere suikast yapabileceklerini ve başkaca işler yapmaya kalkışabilecekleri göz ardı edilmemelidir.Ilımlı İslamcı-Diyalogcu çevre zafer sarhoşluğunun kurbanı olabilir.
                                   
Breivik’in ve o’nun gibi düşünenlerin yanıldığı husus “ılımlı İslamcı,diyalogcu” tayfasının  Türk’ü özüne döndürme gayesinin olmadığı bilakis bundan uzaklaştırmak olduğudur.Yine Diyalogcu-ılımlı İslamcı tayfa da şunu bilmelidir ki, Breivik ve onun gibi düşünenlere yaranma ihtimalleri bulunmamaktadır.Batı, ılımlı-radikal ayırımı yapmaksızın İslam’a düşmandır. Bu bakımdan her iki dünya görüşünün de başarıya ulaşma ihtimali bulunmamaktadır.   
  Ulus devlet anlayışının ortaya çıkardığı ucube tanımdan ve kuru kafatasçı milliyetçilik anlayışından uzak olarak, Rahmetli Üstadımızın deyimiyle” üstüne her türlü kanalizasyon pisliği akıtılmış” halende Dinler arası Diyalog ve Medeniyetler ittifakı gibi pislikler akıtılmaya devam edilen Türk, eninde sonunda özüne dönecek ve dünyanın kendisini anladığı gerçek mananın sahibi olacaktır, buna mahkûmdur.
 


Baran Dergisi, 238. Sayı