Cadılar Bayramı adı altında sergilenen manzaralar, kendi medeniyetine yabancılaşan Batıcı ve seküler kesimin içine düştüğü kimlik bunalımını bir kez daha gözler önüne serdi. İslâmî değerlere mesafeli dururken Batı'nın pagan ritüellerine hayranlık duyan bu zihniyet, kültürel yozlaşmanın ve köklerinden kopuşun çarpıcı bir örneğini oluşturuyor.
Kendi değerler tabanını unutan ve dışarıdan gelen hazır düşünce kalıpları ile hayat tarzlarına şuursuzca hayranlık duyan bir kitlenin varlığı, günümüzün en belirgin kültürel ve zihnî krizlerinden biridir. İnsan, mensubu olduğu medeniyet mirasına ve köklerine yabancılaştığı anda zihnî ve ruhî metabolizmasını da felç etmiş olur. Bu felç hâli ortaya çıktıktan sonra dışarıdan ithal edilen her fikir, her yaşam biçimi veya her yabancı ritüel, kişinin ve toplumun bünyesinde işlenip kendi özüne dönüştürülemez. Bir fikri veya yaşam tarzını süzgeçten geçirmeden kabul etmek, vücudun reddettiği yabancı bir dokunun nakledilmesine benzer. Şuur ve birikim kapasitesi zayıflamış yapılar, dışarıdan aldıkları bu unsurları kendi bünyeleriyle sentezleyemedikleri için bir süre sonra öz benliklerini kaybeder ve kaçınılmaz bir yozlaşmayla yüz yüze kalırlar. Kendi değerlerinden beslenmeyen bir zihin, başkasının ürettiği kültürün yalnızca pasif bir tüketicisi hâline gelir. Hazmedilmeyen ve olduğu gibi kopyalanan her anlayış da toplumsal ve bireysel kimliği içten içe kemiren bir zarara dönüşür.
Kendi medeniyetine yabancı Batızedelerin kimlik bunalımı https://t.co/hrlbqL7NeA https://t.co/sfgd69ZuAe
— Baran Dergisi (@barandergisix) November 2, 2026
Bugün Cadılar Bayramı adı altında toplumun önüne konulan uygulamalar ve bu uygulamaların gördüğü kabul, söz konusu zihnî savrulmanın ve aşağılık kompleksinin somut bir göstergesidir. Kendi tarihine, inancına ve kültürüne yabancılaşmış olan seküler ve Batıcı kesimin geldiği nokta tam olarak burasıdır. İslam’dan ve onun getirdiği manevi düzenden rahatsız olan, laiklik adı altında kendi mukaddesatına düşmanlık besleyen ve Batı’nın her kalıbını sorgusuzca benimseyen kitleler için bu durum şaşırtıcı bir sonuç değildir. İslam’a zıt bir hayatı tercih eden ve Batılı değerlerle büyütülen zihinlerin varacağı nihai durak, kendi kültürünü aşağılayıp Batı’nın karanlık ve yozlaşmış pagan ritüellerini sahiplenmektir.
Bu duruma tepki gösterilmekle birlikte, mevcut sistemin ve rejimin de bu kültürel tahribata zemin hazırladığı açıktır. Kültürel koruma kalkanlarını zayıflatan, öz medeniyetin köklü öğretilerini doğru bir şekilde anlatıp yaşatmak yerine Batı merkezli bir anlayışı kurumsallaştıran yapı, bu kirlenmenin adeta koruyucusu hâline gelmiştir. Eğer bu topraklarda kendi kültürümüz, inancımız ve medeniyet değerlerimiz genç nesillere hakkıyla aktarılabilseydi ve dışarıdan gelen ahlaki ve kültürel yozlaşmaya karşı sağlam bir duruş sergilenebilseydi, toplum bu derece Batı ve sinema endüstrisi mağduru kitlelerle dolup taşmazdı.
Bugün estetik ya da sanat kılıfı altında sunulan çirkinlikler, hakikatle bağı kopmuş bir anlayışın ürünüdür. Sanat, doğrunun ve güzelliğin temsilcisidir. Doğrunun bulunmadığı yerde gerçek güzellik de var olamaz. İnsanlar çirkinlikten, vahşetten ve karanlıktan zevk alacak hâle gelmişse, bu durum kalplerdeki inanç nurunun ve manevi derinliğin kaybolduğunu gösterir. Batı medeniyeti tarihi boyunca karanlığı, kaosu ve trajediyi resmetmeye meyilli bir ruha sahiptir. Mimarideki sivri gotik unsurlarından resimlerindeki keşmekeşe, tiyatrolarından romanlarına kadar Batı sanatı çoğu zaman bu içsel krizden beslenir. İşte kendi değerlerinden kopan kitlenin, Batı’nın bu karanlık yüzünü "bayram", "sanat" veya "eğlence" adı altında benimsemesi, ruhî bir boşluğun işaretidir.
Aynı kitlenin kendi öz bayramlarına ve geleneklerine gösterdiği tepki ile Batılı ritüellere duyduğu hayranlık arasındaki çelişki son derece dikkat çekicidir. Kurban Bayramı geldiğinde et görüntülerinden veya aile toplantılarından rahatsız olduğunu dile getiren, paylaşma ve dayanışma ruhunu barındıran kendi bayramlarını küçümseyen zihniyet; iş Cadılar Bayramı’na geldiğinde kesik uzuv makyajlarını, korkunç kostümleri ve kan temasını büyük bir hevesle alkışlamaktadır. Eğer bu karanlık ve ürkütücü görüntüler Müslümanlara ait bir geleneğin parçası olsaydı, aynı kesimler tepki gösterip nefret söylemleri üretecekti. Ancak mesele Batı menşeli bir uygulama olduğunda, çağdaşlık zannıyla anında sahiplenilmektedir. Dini kıyafetine dikkat eden kendi insanına "Arap sevicisi" ithamında bulunanların, Batı’nın pagan kökenli bayramlarına koşulsuz sarılması takındıkları tutumun açık bir göstergesidir.
Benzer şekilde, tarihî olarak Orta Çağ Avrupa’sında "cadı" adı altında kadınların katledildiği gerçeği ortadayken, kendilerini kadın hakları savunucusu veya modern olarak tanımlayan çevrelerin bu sembolleri eğlence malzemesi yapması ayrı bir tezat oluşturmaktadır. Çağdaşlık ve ilericilik iddiasında bulunup Pagan döneminden kalma Cadılar Bayramı’nı savunmak, kendi söylemleriyle de çelişen bir gericilik biçimidir.
Savaşların sadece askerî güçle değil, düşmana benzenildiği gün kaybedileceği gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır. Cadılar Bayramı veya benzeri adlar altında sergilenen bu yozlaşma, ne medeniyet tasavvurumuzla ne de toplumsal yapımızla bağdaşmaktadır. Başkalarının yozlaşmış alışkanlıklarını taklit etmek bir gelişmişlik göstergesi değildir. İslam medeniyetinde, ahlakı, güzelliği, edebi, hayâyı, aileyi ve insan haysiyetini merkezine alan anlayışımızda şeytani sembollerin ve karanlık ritüellerin yeri yoktur. Neslimizi, değerlerinden, kültüründen, özünden koparan bu rezilliğe karşı, kendi müktesebatımızı anlatmamak, başta devlet olmak üzere bu toplumun her ferdi için bir gerekliliktir. Eğer neslimizin dinine, milletine ve memleketine sadık insanlar olmasını istiyorsak "Epstein medeniyeti"ne hayran kalırcasına gösterilen bu çabaya karşı geniş çaplı bir çalışma başlatmak da boynumuzun borcudur.