Billâh ariflerinden, Allah’a vasıl olan Şeyh Pir İlyas el-Amasî —kuddise sirruh—.

Sözü edilen zat, zamanının teki, çağının eşsizi olup erdem, irfan ve sonsuz marifeti ile parmakla gösterilir bir kimse imiş ve Amasya bölgesinde ikamet etmekteymiş. Emir Timur çıkıp gelip adı geçen memlekete uğradığında, onun faziletinin kemalini işiterek kendisine hürmet göstermiş; Şirvan vilayetine gönderip yanındakilere yetecek miktarda bir maaş/tayin bağlamış. Böylece Mevlânâ adı geçen vilayette bir müddet ikamet edip talebe topluluğuna ders verirmiş.

Söz konusu memlekette büyük şeyhlerden Pir Sadreddin-i Şirvanî hazretlerinin şerefli hizmetine erişip onların emriyle kırk günlük halvete (çileye) oturmuş ve güçlü riyazetlerle meşgul olmuş. Adı geçen Şeyh Sadreddin okuma yazması olmayan (ümmi) bir kimse olduğu için Mevlânâ’ya zaman zaman fetret (gevşeklik/duraksama) gelip Şirvan’dan yine kendi memleketine dönmüş ve on iki yıl kadar riyazet çekmiş.

Bu sırada Horasan vilayetinde Şeyh Zeynüddin hazretlerinin namını ve şöhretini işitip onun şerefli hizmetine yönelmek ister. Bu düşüncede iken Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) rüyasında kendisine: “Ya Baba İlyas! Sadreddin’e yönel!” diye emreder. Bunun üzerine o hazretin yüce emriyle yine Şeyh Sadreddin’e doğru yola çıkar. Yaklaştığında Şeyh Sadreddin müritlerine: “Bugün Mevlânâ İlyas gelip bize kavuşmak üzeredir, karşılamaya çıkın!” diye emreder. Gidip karşılama görevini yerine getirip geldiklerinde, Şeyh hazretlerinin mübarek ellerini öpüp kulluğunu/bağlılığını arz ettiğinde şeyh şöyle buyurur: “Ya İlyas! İnsanlardan pek az kimseye nasip olur ki onun mürşidi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hazretleri ola.”

Bunun üzerine Mevlânâ İlyas, şeyhin şerefli hizmetinde canla başla ikamet edip epey bir zaman onun hizmetinde olgun riyazetler, türlü ibadet ve mücahedeler içinde bulunur. Daha sonra onun şerefli izniyle memleketine/akrabalarına sıla-i rahim yapmaya gider; bu sırada Şeyh Sadreddin vefat eder. Mevlânâ İlyas da kendi memleketinde irşad ile meşgul iken hastalanıp Amasya’da hoş bir bahçede vefat eder.

Meşhurdur ki adı geçen şeyh vefat edip gassal (ölü yıkayıcı) onu teneşire koyduğunda, tesadüfen teneşirin bir tarafı aşağıya doğru meyleder. Meyyit (ölü) hâlde iken düşmemek için teneşirin bir kenarına yapışır. Gassal, su döken kişi ve orada hazır bulunan pek çok feraset sahibi kimse bu durumu aynen müşahede edip hayretler içinde kalırlar. Sözü edilen zat, Sevadiyye adındaki yerde gömülüdür.

Kıt'a:

Hak Teâlâ’yı daima zikir et
Bu ne haldir beyim, düşün tefekkür et
Evliyada bunun gibi haller
Pek çoktur, sakın inkâr etme!

Not: Bu metni, Muhtesibzâde Mehmed Hâkî’nin Mecma‘u’l-Eşrâf adlı eserinden tercüme ettim.

Kaynak: Muhtesibzâde Mehmed Hâkî, Mecma‘u’l-Eşrâf: Hâkî’nin Şakâ’ik Tercümesi, haz. Mehmet Yunus Yazıcı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul 2021, s. 269-270.