Kendi Zamanının En Büyük Âlimlerinden, Amel Sahibi Âlim ve Kâmil Fazilet Sahibi Molla Yegân Diye Tanınan Mevlâ Muhammed bin Armağan...
Söz konusu Yegân, zamanında fazilette devrinin teki olup dönemin âlimlerinden ilim tahsil etmiş, daha sonra Şemseddin el-Fenârî’ye ulaşıp ondan ilim öğrenmiştir. İlim dallarından pek çok şeye vakıf olup fazilet mertebesine erişmiştir. Ardından Bursa’da bazı medreselerde müderris olmuş, bu sırada Şemseddin el-Fenârî vefat edince onun tasarrufunda bulunan yüce makamların tamamı kendisine verilmiştir. Zamanın sultununun yanında fazilet ve irfan sahibi biri olarak büyük bir ün elde etmiş, dâhi âlimlerin en üstünü olmakla şöhret bulmuştur. Kendi hüsn-i ihtiyarısıyla (kendi arzusuyla) vazifeden çekilinceye kadar uhdesinde bulunan yüce makamları idare etmiş, daha sonra hepsini terk edip Hicaz’a gitmiştir. Oradan tekrar Rum diyarına (Anadolu’ya) gelip yerleşmiş ve makamlardan hiçbirini kabul etmemiştir. Sözü edilen zat, yaradılışça hoştabiatlı ve kavrayışı güçlü bir kimsedir; ancak hafıza kuvveti noksan olup unutkanlığı galip imiş. Daima dervişlerinden sohbetine layık ve yüce tabiatına uygun kimselerle bir arada bulunur, çoğu zaman nefis yemekler ve lezzetli tatlar pişirtip türlü türlü ziyafetlerle sohbet edermiş.
Rivayet olunur ki söz konusu Mevlânâ Bursa’da kadı iken bir dava hakkında hüküm vermiş. Fenârî’nin evlatları bu hükme razı olmayıp "Mevzuata/şeriata aykırıdır!" diyerek inat etmişler. İnat uzayıp gidince işin bozulmaya varma ihtimali doğmuş, bunun üzerine âlimler toplanıp bir meclis kurmuşlar ve "Mesele özü itibarıyla bir husumettir, ortadan kaldırılsın" demişler. Bazıları Fenârî’nin evlatlarına nasihat ederek: "Kendisi faziletli bir kimsedir; ihtimaldir ki bu hususta çıkış yolu sunan bir kaynak bulmuştur. Sonra âlimler arasında utanç, mahcubiyet ve mahcubiyetten başınızı öne eğmek durumunda kalırsınız. Bu tutumdan vazgeçmeniz en doğrusudur" demişler. Nasihat kabul etmeyip mutlaka "Meclis kurulsun" demişler.
Meclis kurulup türlü ilimlerde uzman âlimlerin tamamı hazır bulunmuş. Fenârî’nin evlatları tek yürek ve tek dilden bir ağızdan söze başlayıp Mevlânâ Yegân’a: "Bu senin verdiğin hüküm şeriat-i şerife ve yüce Kitap’a aykırıdır, bunun aslı nedir?" dediklerinde buyurmuş ki: "İmam Züfer hazretleri müctehidlerden midir, değil midir?" Doğru yol sahibi âlimlerin tamamı "İctihad ehlinin en yücelerindendir" diye cevap verince Molla Yegân yine onlara hitap edip şöyle demiş: "Benim verdiğim hükümdeki görüş, adı geçen İmam Züfer’in benimsediği görüştür. Verdiğim hüküm adı geçenin sözüne uygun ve mezhebine muvafıktır. Ne olursa olsun inat yolunu tutup zorbalık edecekseniz iptal edin!" deyince Fenârî’nin evlatları tamamen şaşkına dönmüşler. Çaresizce susup hiçbirinde laf söyleyecek güç ve dedikodu edecek derman kalmamış, başları öne eğilmiştir.
Fenârî evlatlarının düşmanlığına sebep olarak şunu naklederler: Mevlânâ Fenârî kızını bu zata nikahlamak istemiş; fakat Mevlânâ Yegân önceden hocası olan zatın kızını almaya söz vermiş ve halk arasında adı konmuş olduğundan bunu reddetmeye imkan bulamamış. Özünde verilen sözü bozmak çirkin bir davranış olduğundan mazeret beyan ederek bunu kabul etmemiş. İşte bu kabul etmeyiş, bu derecede küstahlığa ve yersiz müdahaleye sebep olmuş.
Kıt'a:
Senden daha âlim biriyle beyim,
Kibir ve kin ile tartışmaya girme!
O kimse ki büyüklere inat eder,
Haysiyetini yıktırır, işi bozar!
Not: Bu metni, Muhtesibzâde Mehmed Hâkî’nin Mecma‘u’l-Eşrâf adlı eserinden tercüme ettim.
Kaynak: Muhtesibzâde Mehmed Hâkî, Mecma‘u’l-Eşrâf: Hâkî’nin Şakâ’ik Tercümesi, haz. Mehmet Yunus Yazıcı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul 2021, s. 272-273.