Ele geçirdiği güç ve kuvvet ile tüm varlığını borçlu olduğu bir dünya görüşünün kendisinden istediği ihtilal ve inkılap şartlarının temini için çalışacağı yerde, materyalist nizamın bekçiliğine soyunmuş; bu tercih ise doymak bilmez bir zenginleşme ve dünyevîleşme hırsını körüklemiştir… Bunun adı hainliktir!

Toprak seviyeli siyasî hareketlerin “büyük” iddialarla yola çıkıp nihayetinde sermaye ve menfaat çarkının dişlileri arasında erimesi, insanlık tarihin en ibret verici manzaralarından biridir…

Mevcut iktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal Politikalar Başkanı Fatma Betül Sayan Kaya etrafında cereyan eden fon soruşturması ile istifa haberleri, münferit bir hâdise yahut şahsî bir kusur olarak görülebilir mi?

Yoksa bu, ahlâkî mihraktan kopan bir anlayışın maddeye teslim oluş macerasının tabii bir neticesi mi?

Meseleyi sadece bir şahsın münferit bir kusuru gibi görmek kelimenin tam anlamıyla ahmaklıktır!..

Zira ruhu dışarıda bırakan, kemmiyeti keyfiyete tercih eden her siyasî yapı, eninde sonunda kendi bünyesini kemiren menfaat şebekelerinin esiri olmaya mahkûmdur…

***

Bahse konu istifa ve soruşturma haberleri, bir devrin mukaddesatçı iddialarla boy gösteren kadrolarının, rant mekanizmasına arsızlıkla nasıl intibak ettiğini açıkça sergilemektedir. Bunlar, “dava”yı şahsî ikballerine basamak kılan ve madde planında palazlandıkça mânâ sahasında iflas bayrağını çeken tipler olarak ibretlik çaptadır!

Ele geçirdiği güç ve kuvvet ile tüm varlığını borçlu olduğu bir dünya görüşünün kendisinden istediği ihtilal ve inkılap şartlarının temini için çalışacağı yerde, materyalist nizamın bekçiliğine soyunmuş; bu tercih ise doymak bilmez bir zenginleşme ve dünyevîleşme hırsını körüklemiştir…

Bunun adı hainliktir!

Hakiki bir fikir ve dünya görüşünden mahrum idarecilerin elinde devlet imkânları, muayyen zümrelerin nemalandığı bir arpalığa dönüşmüştür. Ahlâkî zeminini kaybeden bir yapının kendi içinde menfaat çatışmalarına sürüklenmesi, tasfiyelere ve çözülmelere sebep olması kaçınılmaz bir akıbettir.

Başkasının yahut kamunun hakkını gayrimeşru yollarla gasbetmek manasına gelen "sirkat", yani hırsızlık, sadece ceza kanunlarındaki adi bir cürüm değildir; milletin emeğinin, geleceğinin ve millî servetin yağmalanmasıdır.

Öte yandan meseleye abanan muhalefet cenahı da iktidar ile aynı kokuşmuş düzenin beslemesidir… Mahallî idarelerde kurulan ihale tezgâhları, yabancı vakıflara açılan fon kapıları, muhalefetin de aynı hırsızlık çarkının diğer dişlisini teşkil ettiğini ayan beyan ortaya koymaktadır. Biri mukaddesat maskesi takarak milletin kaynaklarını kendi etrafına aktarırken, diğeri sahte bir dürüstlük ve hak arayışı arkasına saklanarak aynı hırsızlığı meşrulaştırmaktadır.

Mevcut nizam partileri arasındaki kavga hak ile bâtılın mücadelesi değildir…

Kavga, aynı pastadan bir pay kapma yarışıdır!

Dolayısıyla hırsızlıkta bunlardan geri kalmayan bir muhalefetin ahlâk dersi vermeye kalkışması da sefil bir riyakârlıktan ibarettir.

Kadim düşünürler, medeniyetlerin ve devletlerin çözülüşünü tahlil ederken, gayretin yerini refah düşkünlüğüne ve ahlâkî çürümeye terk ettiği merhaleye dikkat çeker. İdarecilerin dünya malına gark olup âmme emanetini şahsî servet kapısı gördükleri vasatta, çöküş mukadderdir.

Yani mesele, kanun maddeleriyle yahut şeklî istifalarla geçiştirilebilecek sathî bir arıza değildir.

Fertten cemiyete, idareden iktisada kadar her sahada ‘Mutlak Fikir’ ahlâk ve inkılâbı vuku bulmadıkça; bir isim gidecek, bir diğeri gelecek, fon çeteleri, menfaat şebekeleri ve yağma düzeni hükmünü icra etmeye devam edecektir!