Dün (15 Ekim 2021) Venezüella televizyonunda Türkiye-Venezüella ilişkilerine dair bir haber gördüm. Geçen hafta ben de Venezüella’nın yeni Dışişleri Bakanı Felix Plasencia’nın Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretten ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesinden bahsetmiştim. Türkiye Cumhuriyeti ile Bolivarcı Venezüella Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler daha da güçlendirilerek sürdürülüyor. Bununla gurur duyuyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Latin Amerika’daki Venezüella’ya, aradaki onca mesafeye ve aynı ideolojiyi paylaşmamasına rağmen destek veriyor. Haklının yanında durmayı sürdürüyor. Venezüella’nın Bolivarcı hükümetinde olduğu gibi Müslümanlar arasında da hainlerin olduğu malûm. Müslüman olmasına rağmen hainleşenler bulunduğu gibi elbette doğru yerde duran gerçek Müslümanlar da fazlasıyla var. Türkiye’deki idareciler hain değil, bu anlaşılıyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın hayatta kalabilmesi bile onun ilahî bir şekilde korunduğunu gösteriyor.

Türkiye’deki hainler her fırsatta gücü tekrar ele almaya çalışıyorlar. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden bu yana binlerce insan cezaevine atıldı, bunların bazıları da Türk ordusunda görev yapan generaller ve alt rütbeli askerlerdi. Türk askerinin büyük çoğunluğu vatansever olmasına rağmen aralarında hainlerin bulunması da tabiîydi. Ülkede görevde kalan hainler hakkındaki soruşturmalar ve tutuklamalar ise hâlâ devam ediyor. Hainlerin hatasız bir şekilde temizlenmesi Türkiye için büyük ehemmiyet arz ediyor.

Türkiye’yi ziyaret eden Venezüella Dışişleri Bakanı Felix Plasencia iyi bir adam ve iyi işler yapıyor. Öte yandan Venezüella’nın düşmanlarıyla arasına mesafe koyması da gerekli. Emperyalistlerin memleketim Venezüella’ya yönelik saldırıları devam ediyor. Yer altı kaynakları dolayısıyla dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Venezüella harabeye dönmüş vaziyette. Dünya tarihindeki en fazla ve kaliteli petrol rezervlerine sahip olan Venezüella’nın bu durumda olmasında emperyalistler kadar ülkedeki yozlaşmış tiplerin ve hainlerin de parmağı var. Venezüella, memleketin topyekûn kalkınmasına yetecek, hatta artacak kadar petrol rezervine sahip olmasına rağmen hainlerin manipülasyon ve sabotajları sebebiyle bundan faydalanamadı.

Venezüella devriminin hayatta kalmasının en önemli şartı, Küba gibi ülkelerin desteği… Bolivarcı devrim bu desteklerle ayakta kalmayı ve güçlenmeyi başaracaktır. Darbe teşebbüsünden kurtulan Peru Devlet Başkanı iyi bir adam ve Venezüella için onun desteği gerekli. Bolivya da devrimci bir hükümete sahip. Arjantin hükümeti ise bazı problemlerle boğuşsa da milliyetçi bir hükümet olarak Arjantin halkının faydasına çalışmaya devam ediyor. Venezüella dış politikası için öncelikli ülkeleri sayarken en mühimlerinden birinin Türkiye olduğunu da unutmamak lazım.

Türkiye, Türk olmayanlar tarafından çevrelenmiş bir ülke. Eski Türk imparatorluğu Osmanlı, fethettiği bölgelerde sömürgecilik yapmayan, İslâm’ın yayılmasını sağlarken Hıristiyanlara, Yahudilere, diğer inançlara mensup olanlara ve farklı etnik kimliğe sahip olanlara saygı gösteren bir imparatorluktu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tekrar bir imparatorluk inşa etmesi elbette imkânsız; fakat Türkiye’nin çevresindeki ülkelerle iyi ilişkiler geliştirmesini sağlaması gerekiyor. Mesela nüfusunun büyük çoğunluğu Sünnîlerden oluşan Suriye bu hususta hem ehemmiyetli hem de karışık bir ülke. Suriye’de az sayıda Nusayrî bulunurken nüfusunun büyük çoğunluğu Sünnî Müslümanlardan oluşuyor. İdareyi elinde tutan Nusayrîler de Türkiye ile çatışma içerisinde olmalarına rağmen Amerika yahut İsrail ajanı değiller. Öte yandan Türkiye’nin en önemli sorunu ise Kürt meselesi ve bu sorun da Suriye topraklarından köpürtülüyor. Bazı Kürtler, ABD tarafından manipüle ediliyor. ABD tarafından silahlandırılan Kürtler, Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir bölgede hâkim durumdalar. Binlerce askerden oluşan bir orduya sahipler. İnanıyorum ki aralarında gerçek Müslümanlar da vardır. Elbette aralarında yabancı savaşçılar da bulunuyor. ABD ve diğer devletlerin yanı sıra her fırsatta demokrasiden, insan haklarından bahseden Fransa’nın da bu ülkede ne gibi faaliyetlerde bulunduğunu herkes biliyor. Oysa Türklerin ve Kürtlerin düşmanı aynı ve geçmişte de düşmanlarına karşı birlikte savaştılar. Umarım emperyalizme ve siyonizme karşı tekrar birlikte mücadele ederler.

***

Ben de 27 yıldır cezaevinde mücadeleme devam ediyorum. Hakkımda verilen tüm kararlar illegal olmasına rağmen hapishanedeyim. 27 sene önce 50 milyon dolar karşılığında istihbarat servislerin teslim edildim; CIA, beni teslim etmesi karşılığında Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’e Suudî hainler üzerinden 50 milyon dolar ödemeyi taahhüt etti. CIA ve Fransa istihbarat servisi ajanları tarafından Fransa’ya kaçırıldım ve 1994’ten beri berbat şartlar altında çeşitli hapishanelerde bulundum. 10 yıl boyunca tecrit altında tutuldum ve uyumama bile müsaade edilmedi. Uyutulmamanın ne demek olduğunu benim anlatmam, yaşamayanın ise anlaması zor olabilir. Isabelle Coutant Peyre’nin müdahalesiyle tecritten çıkarıldım; buna rağmen özel şartlar uygulanmaya devam ediyor. Hâlâ Venezüella’ya döneceğime dair umudumu muhafaza ediyorum. Daha önce de birçok defa söylediğim üzere, Venezüella’da benim hürriyetimi ve Venezüella’ya dönmemi istemeyenler var. Hükümette ihanet içerisindeki Troçkist-Lambertistlerin nüfuzu var. Venezüella’nın Fransa büyükelçisinin beni ziyaret etme isteğine rağmen onlar buna dahi senelerce müsaade etmediler. Aynı şeyleri tekrar tekrar söylediğim için üzgünüm; fakat şartlarımın ne derece zor olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ümid ediyorum Türk avukatlarımı tekrar görürüm. Benim gibi Türkiye’deki gönüldaşlarım da mücadele ediyor, beni destekliyor ve savunuyorlar. İnşallah, Türk avukatlarımla ve gönüldaşlarımla bir gün hürriyetime kavuşmuş bir şekilde Venezüella’da görüşebilirim.

Allahü Ekber!

16.10.2021

Baran Dergisi 771.Sayı