İmanın ve aksiyon her ân yenilenmiş olduğunu bilmeyenler İslâmı nefsinde donduranlardır... Eşya ve hadiseler zeminine davasını nakşetmeyen ve İslâmı sadece batınına hapsedenler zaman ve mekan dışı kalırlar. Niceleri vardır ki, İslâm büyüklerini ağızlarından düşürmezler, fakat onların davalarını günümüzde yaşatamazlar ve ölçüleri kuru klişeler halinde tekrarlamaktan başka bir şey yapmazlar.
Hiçbir dava yarın ideali olmadan yaşayamaz. Fakat bugünün hakkını vermeden de yarınları hayal bilmek gerek... Günün hakkını vererek yarınlara yürümeli... Ölçümüz şu düstûrdur; "Aktüaliteye kapılıp yarınsız davranamayacağın gibi, bugünün hakkını vermeden de, yarının hayal olduğunu bil!.." (1)
Ümidimiz, inancımızın gereğidir. "Allah'tan ümid kesilmez" ölçüsüne sımsıkı bağlıyız. En ümidsiz görünen anlarda bile bu ölçüyü koruruz. Ümidimiz aksiyonumuzdan, aksiyonumuz ümidimizden ayrılmaz. İstikbali hâle mühürleyen İBDA mihrakı, bize bu mevzuda da ışık tutuyor. Allah Resûlünün nurundan uzak kalmanın efsanevî karanlığına (tersine mucize) işaret edildikten sonra şöyle deniliyor:
"Ümit içinde ümitsizlik ve ümitsizlik içinde ümidi gösteren bu şuur önünde, her türlü "ümit" ve "ümitsizlik" lafı, fikir ve aksiyon tütmediği müddetçe, iman ve samimiyet güdüklüğünden ibarettir" (2)
Ve bu satırların hemen ardından istikbale hükmetmenin "basit" şifresini buluyoruz:
"Neler nelere vesile oldu, neler nelere vesile olabilir?
Gaibi Allah'tan başka kim bilebilir?.. Bildiğimiz tek şey, bize düşenin çalışmak olduğu!.." (3)
Nasıl çalışmak, hangi metodla çalışmak?.. Herkesin iş ve eserini değerlendirecek bir havuz oluşturan İBDA, bu soruların da cevaplandığı doğru adrestir. Allah'ın, "Ancak çalışana veririm" emrinin tecelli zemini İBDA saflarıdır.
Ümid mevzuu ile ilgili şunu belirtelim ki, kurtarıcı ya da mehdi beklemek, şerî mükellefiyetleri bir müddet için dahi olsa dondurmaz. Kurtarıcı beklemek, cihad emrini ortadan kaldırmaz. Bilakis istikbale inancı olanın, bu ümidinin gereği aksiyonunu yerine getirmesi gerekir. Tembel beklentisi halinde kurtarıcı hayalleriyle yatıp kalkmak, kurtarıcının (mehdinin) geleceği vaktin ve saatin tayini ile vakit geçirmek Müslümana yaraşmaz. Masallardaki gibi beyaz atlı prensi beklemek nefse tatlı gelen bir oyundur. Müslümana yakışan ise bu değildir. İBDA fikir ve aksiyon mihrakı, İslâm aksiyonunu hayata dökerken, aksiyon ruhundan uzak böyle hayal ve beklentileri de eleştirir. Biz, hayatın her ânı yeni oluşuna nazaran kesintisiz devrime inanmış, kan ve terle bunun gereğini yerine getiren bir davanın erleri olmaya talibiz. Kuru hayalcilikle bir ilgimiz olamaz. Şunu da hatırlatalım ki, başkalarının hayalinde dahi göremediklerini aksiyonunda gerçekleştiren bir harekete mensubuz.
Masal kahramanı bekler gibi göklerden kurtarıcı bir kahramanın geleceğini beklemek safdilliliktir. Şeriatın hakimiyeti göklerden zembille inmeyecek, bilakis zamanının hakkını verenlerce gerçekleştirilecektir... Beklenen fikir Nizamı bir masal kahramanı gibi göklerden değil, hayatın ve gerçeklerin içinden çıkmıştır. İBDA aksiyon mihrakı, "gerektiği yerde gerekeni yapma", "iş içinde eğitim!" ve "cepheleşme" ilkeleriyle beklenen inkılâbın nasıl gerçekleşeceğini gösteren canlı bir misaldir.
Hayatın tüm meselelerine çözüm üretme kapasitesindeki bu dev fikir nizamı, yarınları fethetmek için karıncalar gibi çalışmayı emreder. Ne aktüel meselelerin dışında kalmak, ne de hedefi kaybetmek:
"İdeolojik ve siyasî mücadelemizde 'her türlü araçla mücadele' ilkesini 'iş içinde eğitim' ilkesiyle birlikte göz önünde tutarsak, ne aktüel meselelerden koptuk, ne de günübirlik başarının çekiciliğine aldanarak, gelip geçici meselelerin girdabına tutularak ve kahramanlık hevesine kapılarak yutulduk!.." (4)
İBDA'nın bir ilkesi, "kişi bulunduğu işin zamanı içindedir." Kumandan, "zaman öldürmenin değil, yaşatmanın zemini..." diyor ve her ânı değerlendirmenin zaruretine işaret ediyor... Her ânı değerlendirme şuuru...
Eşya ve hadiseleri öküzün trene baktığı gibi seyredenler ile her ânın hakkını verip yarınlarda söz sahibi olacak aksiyoncular arasında dağlar kadar fark var... Ağustos böceği ile karınca farkında olduğu gibi... Biri azığını hazırlarken, diğeri laf ebeliğiyle vaktini öldürür.
Dünya ahiretin tarlası... Ne ekersen onu biçersin... dünya tarlasına aksiyonunu dökmeyenler elleri boş kalacak bedbahtlardır.
...
İMAN, AKSİYON ve YENİLİK birbiriyle içiçedir. İman, donuklaşmayı kabul etmez, "İman, olmuş bitmiş bir şey değil, her an oluş ve yenileniştir"... Her ânın yeniliği karşısında, her ân imanımızı ve aksiyonumuzu yenileme şuuru... Her ân aksiyon emri... Demek ki imân, aksiyon demek. İman şuuru, durmadan duraksamadan aksiyonu gerektiriyor. Üstadımız Necip Fazıl, İBDA kadrosuna ithaf ettiği *İdeolocya örgüsüne ek'te şöyle diyor: "Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır" hadisindeki sonsuz hikmettir ki, yeninin ve yeniliğin sırrını getirmiştir..." Bu Ek'in başında ise Üstadımız yenilik sırrına şöyle işaret ediyor. "İslâm yenilenmez, anlayışı yenilemek gerekir"... Kumandanımız Salih Mirzabeyoğlu ise, İslâma Muhatap Anlayış'ın "niçin"ini yenileyerek Üstadımızın işaret ettiği yenilik sırrını göstermiştir. Ve "kendinden zuhur" ile kendini her ân yenilemenin ve tazelemenin yolunu bizlere açmıştır.
İBDA, "eskimez, solmaz, pörsümez yeni"nin vasıtalığına uygun yepyeni bir nizamdır. İBDA, durmadan duraksamadan kendini yenilemenin adıdır. Her dem taze, her dem genç kalmak isteyen ve ilahi memuriyeti yerine getirmek isteyenler, bunu İBDA saflarında bulacaklardır. Kendi de yepyeni ve benzersiz bir nizam olan İBDA, her an yeni kalmanın tılsımını bize gösterendir... İşte İmân, işte aksiyon, işte yenilik...
İmanın ve aksiyon her ân yenilenmiş olduğunu bilmeyenler İslâmı nefsinde donduranlardır... Eşya ve hadiseler zeminine davasını nakşetmeyen ve İslâmı sadece batınına hapsedenler zaman ve mekan dışı kalırlar. Niceleri vardır ki, İslâm büyüklerini ağızlarından düşürmezler, fakat onların davalarını günümüzde yaşatamazlar ve ölçüleri kuru klişeler halinde tekrarlamaktan başka bir şey yapmazlar.
Ölçüleri klişeler halinde tekrarlamayla ilahi memuriyet yerine getirilemez. İlahi memuriyetin yerine getirilmesi için dava aşk ve bağlılığının yanında fikir ve aksiyon, sistem ve metod gerekir. Sadece samimiyet yetmiyor; çünkü samimiyetin ölçüsü fikirdir. Sadece ümid yetmiyor; çünkü ümidin ölçüsü aksiyondur...
Cemiyet kavgasına dair fikir, anlayış ve metodları olmadığı için İBDA dışındaki grupların halleri "zaman dışı"na düşmüşlüğe misaldir. Çünkü, zamanı bütünlemeye dair bir toplum projeleri, mekânı zaptetmeye dair bir mücadele metodları yoktur. Öyle ki, zamanüstü kahramanları olan tasavvuf büyüklerinden klişe halinde bahsedilse dahi, İslâma Muhatap Anlayış olmadığı için zaman dışına düşülmekten kurtulunamaz. "Müslüman, zamanının sorumlusudur"... Zamanımızdaki, İslâmcı mücadeleye katılamayan ise "zaman dışı"na çıkmış olur.
İBDA'nın dışındaki, İslâmî denen grupların "zaman dışı"lığına şöyle bir misal verebiliriz: "İslâm ihtilal-inkılâbını hangi yolla gerçekleştireceksin? Değişim yolunu belirledin mi?" şeklindeki soruya verecekleri cevabın olmaması... Bu sorunun cevabını veremeyenlerin tutarlı bir İslâmcı mücadeleden bahsetmeleri sözkonusu olamaz. Şeriatın hakimiyeti uğrunda mücadeleden bahsedenlerin, değişim yolunu belirlememeleri izah edilemez! Değişim yolları olan, "askeri darbe, hukuki yoldan gelip darbe yapma ve halk ihtilali" şıklarından biri işaretlenecek ki, buna göre mücadele verilsin! Bu şıklardan biri belirlenmeden herhangi bir mücadeleden, tutarlı bir siyasi çizgiden bahsedilemez. Ayrıca ihtilalin gayesi olan "dünya görüşü" şartını da hatırlatalım ki, İBDA'nın İslâm ihtilal-inkılâbının "nasıl" ve "niçin"ini gösteren "tek yol" olduğu anlaşılsın.
Zamanını bütünleyen "Müslüman olmak" davasını gösteren İBDA, bize ilahi memuriyetimizi hatırlatıyor: "Müslüman zamanının sorumlusudur..."
Mistik hallere bürünüp teselliyi bu hallerde bulanlara cevap niteliğinde ve bizim mistikliğimizin de ne olduğunu gösterir şu ifadeler İBDA külliyatından: "Tam mistiklik AKSİYON'dur, iştir, İBDA'dır (s) (Vurgular İBDA mimarına ait)
Bizler, rüyaları bile eşyadan daha gerçek bir buuda oturtmuş (6 Ciltlik Tilki Günlüğü bunun ispatıdır) bir fikir ve aksiyon mihrakına bağlıyız. Rüyaları bile aksiyonumuza vesile kılarken nerede kaldı ki hayatta nüfuz edemeyeceğimiz saha, el atmayacağımız mevzu olsun... Bu davayı Kafdağının ardına kadar ulaştırmayı hedeflerken hayalperest ve ütopist değil, kaskatı gerçekçiyiz.
...
"Müslüman zamanının sorumlusudur"... Öyleyse zaman ölçümüz nedir!.. Dün ne, bugün ne, yarın ne?
"Geleceği hayal ediyoruz, geçmiş ise yok, hatıra ve hayâlin de içinde bulunduğu tek "ân" olarak "hal"de yaşıyoruz" (6). Geçmiş artık yoktur ve gelecek daha gerçekleşmemiştir. Demek ki sadece "ân" vardır. Zaman ölçüsünü bize öğreten İBDA, mazi ve istikbali de "ân"a bağlamıştır. Şöyle ki: İBDA külliyatında işaretlenen "çocuk hikmet"ni hatırlayalım. "Çocuk"un, istikbâl ve "arkadan gelen" oluşu... Ve zamanı "İslâma muhatap anlayış" ile bütünleyen İBDA, mazi ve istikbali de birbirine mühürlemiştir. Ruh ölçümüz, zaman ölçümüz ve iş ölçümüzü billurlaştıran İBDA, bize memuriyetimizi gösterir ve zamanı bütünleyerek zaman dışı kalmamızı önler. (Zamandışı yaşayanların hayvanlar olduğunu hatırlatalım ki, insan olma memuriyetimizi gösteren İBDA anlayışının idrakında olalım.)
"Zaman tek bir "ân"dan ibaret ve ne mutlu zamanı bütünleyebilene!" (7) İş ölçüsü, zaman ölçüsü ve ahlak ölçüsü... Ve bütün bunların ölçülerini bize veren Şeriatın mukadder oluşu İBDA... Ölçüleri anlayacak ölçülendirme ölçülerinin sahibi İBDA...
Geçmiş ve gelecek diyoruz. Geçmiş ve gelecek lisanen idrak edilir. Çünkü geçmiş ve gelecek lisan kasasında yaşar. Burada İBDA'nın "dil ve mânâ toplayıcılığı" vasfına dikkat... Ve İBDA, "Zaman tek bir 'ân'dan ibaret" derken geçmiş ve geleceği de bütünleyecek bir anlayışı sergilemektedir... İslâm olmak için zaman idrakı şart. Ruh ölçümüzün ve iş ölçümüzün de bununla ilgisi var. Bu ölçüler yerli yerine oturmadan kendi şuurumuzun ve görevimizin idrakında olamayız.
Bizim zaman ölçümüzde mazi ve istikbal birbirine mühürlenmiştir ve tek bir "ân"da yaşıyoruz... onun için biz, yarını bugün biliriz... Zamanı bütünlemiş dünya görüşümüz iş ölçüsü olarak bize bunu söyler.
"Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır" ölçüsüne nasıl muhatap olunacağını, her ân yenilenmenin sırrını vererek gösteren İBDA mihrakı, "istikbâl İslâmındır!" diyor... "İstikbâl İslâmındır!" doğrusunu, İBDA'nın "yarını bugün bil" ilkesiyle birlikte değerlendirirsek "Bugün İslâmındır!" neticesi çıkar... Netice-i kelam, bugüne sahip olanlar yarına da sahiptir.
DİPNOTLAR
(1) Salih Mirzabeyoğlu. Necip Fazıl'la Başbaşa 2. Basım Sh 68
(2) Salih Mirzabeyoğlu. İstikbâl İslâmındır 3. Basım Sh 146
(3) a.g.e Sh 146
(4) Salih Mirzabeyoğlu. Necip Fazıl'la Başbaşa 2. Basım Sh 33
(5) Salih Mirzabeyoğlu. İstikbâl İslâmındır 3. Basım Sh 83
(6) a.g.e. Sh 81
(7) a.g.e. Sh 25-26
Akıncı Yolu Dergisi 18. sayı, 1 Ekim 1996